Nöral Terapi-Ağrı Tedavisi
nöral terapi: Vücudun kendi kendini iyileştirme sanatı
Aylardır geçmeyen kronik bir ağrınız, migren ataklarınız mı var? Gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız onca tahlil ve filme rağmen sorununuzun tam kaynağını bulamıyor veya uygulanan tedaviler kalıcı bir çözüm sunmuyor mu? Eğer bu durum size tanıdık geliyorsa, vücudu bir bütün olarak ele alan ve sorunun kaynağını bazen hiç beklemediğiniz bir yerde arayan Nöral Terapi felsefesiyle tanışmanızın zamanı gelmiş olabilir. Bu rehberde, bu ilginç regülasyon (düzenleme) tedavisinin ne olduğunu, tarihini, temel prensiplerini, nasıl uygulandığını ve hangi durumlarda umut vaat ettiğini bilimsel bir bakış açısıyla inceliyoruz.
Nöral Terapi, vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmalarını harekete geçirmek amacıyla, belirli anatomik noktalara düşük dozda, kısa etkili bir lokal anestezik (genellikle Prokain veya Lidokain) enjekte edilmesine dayanan bir tedavi yöntemidir.
Burada amaç, bildiğimiz anlamda bir bölgeyi “uyuşturmak” veya bir siniri “bloke etmek” değildir. Nöral terapide kullanılan lokal anestezikler, çok daha düşük konsantrasyonlarda (%0.5-1.0) ve bir “biyoelektriksel uyaran” olarak kullanılır. Temel felsefe, vücudumuzdaki tüm doku ve organları bir ağ gibi saran Otonom Sinir Sistemi‘nin işleyişini düzenlemektir. Otonom Sinir Sistemi biz farketmeden vücudumuzun tüm otomatik fonksiyonlarını (kalp atışı, sindirim, hormon salınımı, kan basıncı vb.) kontrol eden sistemdir. Hastalıklar, travmalar veya stres, bu sistemin hassas dengesini bozarak hatalı sinyaller üretmesine ve vücudun kendini iyileştirme kapasitesinin bloke olmasına neden olabilir. Nöral terapi, yapılan enjeksiyonlarla bu hatalı sinyalleri “sıfırlayarak” otonom sinir sisteminin tekrar doğru çalışmasını sağlamayı ve vücudun kendi doktorluğunu yapmasına izin vermeyi hedefler.
İşlemin Tarihçesi: Tesadüfi Bir Keşiften Bütünsel Bir Yaklaşıma
Nöral terapinin temelleri, 1925 yılında Alman cerrah Ferdinand Huneke’nin tesadüfi bir keşfine dayanır. Huneke, migren atakları geçiren kız kardeşine, romatizma için damardan yapılması gereken bir Prokain-kafein karışımını yanlışlıkla kas içine enjekte eder. Şaşırtıcı bir şekilde, enjeksiyondan saniyeler sonra kız kardeşinin yıllardır süren migren atağı anında geçer. Bu olay, Huneke kardeşleri (Ferdinand ve Walter) lokal anesteziklerin sadece uyuşturucu etkisinden çok daha fazlası olduğu konusunda araştırmaya iter.
Segmental Terapi:
Huneke kardeşler ilk olarak, belirli bir cilt bölgesine (dermatom) yapılan enjeksiyonların, aynı omurilik segmentinden sinir alan iç organlardaki (visserotom) rahatsızlıkları da iyileştirebildiğini keşfederler. Buna “Segmental Terapi” adını verirler.
Bozuk Alan (Interference Field) Keşfi:
Terapinin asıl devrimi 1940 yılında yaşanır. Ferdinand Huneke, bacağındaki iltihaplı bir kemik yarası (osteomiyelit) bir türlü iyileşmeyen bir hastanın, aynı taraftaki omzunda da şiddetli ve dirençli bir ağrı olduğunu fark eder. Hastanın bacağındaki yara izine (skar) Prokain enjekte ettiğinde, saniyeler içinde hastanın omzundaki ağrı tamamen ve kalıcı olarak ortadan kaybolur. Bu “uzaktan etki” veya “saniye fenomeni”, vücudun bir bölgesindeki kronik bir irritasyonun (eski bir yara izi, iltihaplı bir diş kökü, bademcik iltihabı vb.), otonom sinir sistemi aracılığıyla vücudun bambaşka bir yerinde bir hastalığa veya ağrıya neden olabileceği teorisini geliştirmelerine yardımcı olur. Bu kronik irritasyon odaklarına “Bozuk Alan” adını verdiler.
Nöral Terapi nasıl uygulanır ?
Segmental Terapi, Kas içi ve eklem çevresi enjeksiyonlar ve bozuk alan tedavisi şeklinde temel prensiplere göre uygulanır:
Segmental Terapi: Ağrılı veya hasta olan bölgeye ve o bölgeyle aynı omurilik segmentini paylaşan cilt alanlarına enjeksiyon yapılır.
Quaddel (Cilt Papülü) Tekniği: Cildin en üst katmanına, çok sayıda küçük kabarcık (papül) oluşturacak şekilde yüzeyel enjeksiyonlar yapılır. Bu, cildin otonom sinir ağını uyarmayı hedefler. Kas İçi ve Eklem Çevresi Enjeksiyonlar: Ağrılı kaslara (tetik noktalar), tendonlara ve eklem çevresindeki bağlara daha derin enjeksiyonlar yapılır.
Bozuk Alan Tedavisi: Bu, nöral terapinin en kendine özgü kısmıdır. Hekim, hastanın detaylı tıbbi geçmişini (geçirilmiş ameliyatlar, kazalar, diş tedavileri, kronik enfeksiyonlar vb.) sorgulayarak potansiyel “bozuk alanları” araştırır. Şüphelenilen bu bölgelere (özellikle yara izleri – skarlar, dişler, bademcikler, sinüsler) yapılan enjeksiyonlarla, vücudun başka bir yerindeki kronik şikayetin ortadan kalkıp kalkmadığı gözlemlenir.
Hangi Hastalıklarda Uygulanabilir?
Nöral terapi, spesifik bir hastalıktan çok, vücudun bozulmuş regülasyon (düzenleme) kapasitesini hedef aldığı için çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. En sık kullanıldığı durumlar şunlardır:
Migren ve diğer baş ağrıları, nevraljiler (Trigeminal Nevralji gibi), bel, boyun ve sırt ağrıları, fibromiyalji, eklem ağrıları gibi Kronik Ağrı Sendromlarında uygulanabilir.
Adet düzensizlikleri, tiroid fonksiyon bozuklukları gibi Hormonal düzensizliklerde uygulandığı bildirilmiştir.
Baş dönmesi (vertigo), kulak çınlaması (tinnitus), uyku bozuklukları gibi nörolojik ve otonomik durumlarda uygulanabilir.
Kronik sinüzit, kronik tonsillit gibi tekrarlayan enfeksiyonlarda uygulandığı bildirilmiştir.
Ağrılı veya hareket kısıtlılığına neden olan ameliyat izlerinin tedavisinde ağrı kontrolü için uygulandığı belirtilmiştir..
Başarı Şansı, Riskler ve Bilimsel Kanıt Durumu
Nöral terapinin başarısı, doğru endikasyonun konulmasına ve özellikle “bozuk alan”ın doğru tespit edilmesine bağlıdır. Doğru bozuk alan bulunduğunda, “saniye fenomeni” ile anlık ve dramatik bir iyileşme görülebilir. Segmental terapide ise iyileşme genellikle birkaç seans sonrasında kademeli olarak ortaya çıkar. Klinik deneyimler ve vaka serileri yüksek başarı oranları bildirse de, bu başarının bilimsel olarak kanıtlanması zordur.
Bilimsel Kanıt Durumu: Nöral terapi, moden tıbbın “kanıta dayalı tıp” standartlarına göre (büyük, çift-kör, randomize-kontrollü çalışmalar) incelendiğinde, etkinliğine dair kanıt düzeyi henüz sınırlıdır ve tartışmalıdır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, tedavinin son derece bireyselleştirilmiş olması ve standart bir “protokol” oluşturmanın zorluğudur. Ancak, otonom sinir sisteminin kronik ağrıdaki rolü ve lokal anesteziklerin düzenleyici etkileri üzerine yapılan temel bilimsel araştırmalar, nöral terapinin etki mekanizmalarını destekler niteliktedir. Ancak bu uygulama alanı ile ilgili hala bir çok soru işareti mevcuttur. Modern tıbbın “kanıt hiyerarşisinde” en üst basamakta Randomize Kontrollü Çalışmalar ve bunların bir araya getirildiği Sistematik Derlemeler/Meta-Analizler yer alır. Nöral terapiye yönelik en büyük eleştiri, bu çalışmaların neredeyse hiç olmamasıdır. Mevcut çalışmaların çoğu, vaka serileri, gözlemsel çalışmalar şeklindedir. Bu tür çalışmalar, bir tedavinin potansiyel olarak işe yarayabileceğine dair sinyaller verse de, etkinliğini bilimsel olarak kanıtlamak için yeterli değildir. Çift–kör ve plasebo kontrollü çalışmaların eksikliği, gözlemlenen olumlu sonuçların tedavinin kendisine mi, yoksa plasebo etkisine mi bağlı olduğunu ayırt etmeyi imkansız kılar. Nöral terapinin temel taşı olan “Bozuk Alan” ve “Saniye Fenomeni” kavramları, eleştirilerin odak noktasındadır. Vücudun bir yerindeki eski bir yara izinin (skar), otonom sinir sistemi üzerinden bambaşka bir yerdeki kronik bir hastalığa (örneğin migrene) nasıl neden olduğu ve tek bir enjeksiyonla saniyeler içinde nasıl düzeldiği, modern nörofizyoloji ve patofizyoloji bilgileriyle tam olarak açıklanamamaktadır. Bu durum, teorinin bilimsel olarak kanıtlanabilir ve test edilebilir olmadığı eleştirilerine yol açar. Hangi yara izinin veya dişin bir “bozuk alan” olduğunun teşhisi, büyük ölçüde hekimin tecrübesine ve hastanın öyküsüne dayanır. Bu durum, tanının objektif ve tekrarlanabilir olmaması yönünde eleştirilir.Birçok ağrılı durum veya fonksiyonel bozukluk, zaman içinde kendiliğinden iyileşme veya dalgalanma gösterme eğilimindedir. Nöral terapi seansı sonrası görülen bir iyileşmenin, aslında hastalığın doğal seyrine bağlı bir düzelme olabileceği ihtimali, kontrolsüz çalışmalarda göz ardı edilir. İğnenin cilde batırılmasının kendisi, “diffüz nosiseptif inhibitör kontrol” (DNIC) gibi vücudun kendi ağrı kesici mekanizmalarını uyarabilir. Bu, akupunktur veya kuru iğnelemede de görülen bir etkidir. Eleştirmenler, nöral terapideki etkinin enjekte edilen Prokain’den çok, iğnenin yarattığı bu spesifik olmayan mekanik ve nörofizyolojik yanıttan kaynaklanabileceğini savunur. Sonuç olarak bilimsel açıdan elimizde Nöral Terapi hakkında çok kuvvetli veriler olmamakla birlikte, vaka serileri ve çeşitli çalışmalarda etkili olduğuna dair veriler bildirilmiştir. Bu konuyu daha net aydınlatmak için kanıt düzeyi yüksek bilimsel çalışmalar faydalı olacaktır.
Komplikasyon ve Riskler: Doğru teknikle uygulandığında son derece güvenli bir yöntemdir.
En sık görülen yan etkiler, enjeksiyon yerinde geçici ağrı, morarma veya hafif bir şişliktir.
Kullanılan lokal anesteziklere (Prokain, Lidokain) karşı bilinen bir alerji varlığı en önemli kontrendikasyondur. Alerjik reaksiyonlar nadirdir.
Vazovagal senkop (iğne korkusuna bağlı baygınlık hissi) görülebilir.
Derin enjeksiyonlarda, hedeflenen bölgeye göre (akciğer, büyük damar, sinir) potansiyel riskler vardır, ancak bu riskler anatomiye hakim bir hekim tarafından yapıldığında minimaldir.
Nöral Terapi Sık Sorulan Sorular (FAQ)
REFERANSLAR
- Hans Barop, Lehrbuch und Atlas Neuraltherapie nach Huneke, Georg Thieme Verlag, 1996
- Weinschenk, Stefan. (2012). Neural therapy—A review of the therapeutic use of local anesthetics. Acupuncture and Related Therapies. 1. 5–9.
- Frank, B L. “Neural therapy.” Physical medicine and rehabilitation clinics of North America vol. 10,3 (1999): 573-82, viii.
- Tamam, Y et al. “Efficacy of peripheral lidocaine application (neural therapy) in the treatment of neurogenic detrusor overactivity in multiple sclerosis patients.” Neurourology and urodynamics vol. 36,7 (2017): 1832-1838.
- Karcz, Marcin et al. “Pathophysiology of Pain and Mechanisms of Neuromodulation: A Narrative Review (A Neuron Project).” Journal of pain research vol. 17 3757-3790. 16 Nov. 2024,
- Kaptchuk, Ted J. “The placebo effect in alternative medicine: can the performance of a healing ritual have clinical significance?.” Annals of internal medicine vol. 136,11 (2002): 817-25.
- Dommerholt, Jan. “Dry needling – peripheral and central considerations.” The Journal of manual & manipulative therapy vol. 19,4 (2011): 223-7.
Hizmet verdiğimiz bölgeler
Muayene hizmetlerimiz ağırlıklı olarak Tekirdağ, Kırklareli, Edirne ve İstanbul illerini kapsamaktadır. Aşağıdaki ilçelerden randevu talep eden hastalara planlama kolaylığı ve ulaşım bilgilendirmesi sağlıyoruz.
Tekirdağ
- Süleymanpaşa
- Çorlu
- Çerkezköy
- Kapaklı
- Ergene
- Muratlı
- Malkara
- Hayrabolu
- Saray
- Marmaraereğlisi
- Şarköy
Kırklareli
- Kırklareli Merkez
- Lüleburgaz
- Babaeski
- Vize
- Pınarhisar
- Demirköy
- Pehlivanköy
- Kofçaz
Edirne
- Edirne Merkez
- Keşan
- Uzunköprü
- Havsa
- İpsala
- Enez
- Lalapaşa
- Süloğlu
- Meriç
İstanbul
- Adalar
- Arnavutköy
- Ataşehir
- Avcılar
- Bağcılar
- Bahçelievler
- Bakırköy
- Başakşehir
- Bayrampaşa
- Beşiktaş
- Beykoz
- Beylikdüzü
- Beyoğlu
- Büyükçekmece
- Çatalca
- Çekmeköy
- Esenler
- Esenyurt
- Eyüpsultan
- Fatih
- Gaziosmanpaşa
- Güngören
- Kadıköy
- Kağıthane
- Kartal
- Küçükçekmece
- Maltepe
- Pendik
- Sancaktepe
- Sarıyer
- Silivri
- Sultanbeyli
- Sultangazi
- Şile
- Şişli
- Tuzla
- Ümraniye
- Üsküdar
- Zeytinburnu
