Kronik migren

Kronik Migren ve Tedavi Yöntemleri

Kronik migren, hayat kalitesini önemli ölçüde düşürebilen, sürekli ve yorucu bir tıbbi durumdur.Bu yazıda, kronik migrenin ne olduğunu, kimlerde daha sık görüldüğünü, nedenlerini, çeşitlerini ve en güncel tedavi seçeneklerini bilimsel kanıtlara dayanarak ele alacağız. Amacımız, bu zorlu durumu daha iyi anlamanıza ve yönetmenize yardımcı olmaktır. Kronik migren, dünya genelinde nüfusun yaklaşık %1 ila %2’sini etkileyen bir durumdur. Kronik migren, kadınlarda erkeklere oranla çok daha yaygındır. Araştırmalar, kadınların kronik migren yaşama olasılığının erkeklerden yaklaşık üç ila dört kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu durumun, özellikle kadınların üreme çağlarında yaşadıkları hormonal dalgalanmalarla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Hastalık en sık 20 ila 50 yaş arasındaki yetişkinlerde görülür. Bu yaş aralığı, bireylerin kariyerlerinde, sosyal yaşamlarında ve ailevi sorumluluklarında en aktif oldukları dönemdir ve bu süreçte baş ağrısına bağlı olarak yaşamdan geri kalmak oldukça zorlayıcı bir yük oluşturmaktadır. Ailede migren öyküsü olması, kişide migren gelişme riskini artıran en önemli faktörlerden birisi olarak gösterilmiştir. Kronik migrenin temelinde, beynin ağrı işleme merkezlerindeki ve sinir yollarındaki değişikliklerin yattığı düşünülmektedir. Beyin sapındaki sinir hücrelerinin aşırı uyarılabilir bir duruma geçmesi, ağrı sinyallerinin daha kolay tetiklenmesine ve yayılmasına neden olur. Bu duruma “santral sensitizasyon” adı verilir ve kronik migrenin en önemli mekanizmalarından biri olarak kabul edilir.

Bir migren atağı genellikle tek bir olaydan ibaret değildir; adeta dört perdelik bir tiyatro oyunu gibi, belirli aşamalardan oluşabilir. Her migren hastası bu aşamaların hepsini veya aynı şekilde deneyimlemeyebilir, ancak bu klasik sunum migreni anlamak için iyi bir rehberdir.

 1. Perde: Prodrom (Uyarıcı Faz)

Gerçek baş ağrısı başlamadan saatler, hatta bir veya iki gün önce, migren hastalarının yaklaşık %60’ı “prodrom” olarak adlandırılan bir dizi uyarıcı belirti yaşar. Bu belirtiler oldukça silik olabilir ve genellikle migrenin yaklaştığının habercisidir. En yaygın prodrom belirtileri şunlardır:

  • Duygudurum Değişiklikleri: Aniden ortaya çıkan depresif bir ruh hali veya tam tersi, aşırı neşeli (öforik) olma durumu.

  • Yeme İsteği: Özellikle tatlı veya tuzlu belirli yiyeceklere karşı yoğun bir arzu.

  • Fiziksel Belirtiler: Sık sık esneme, boyun tutulması, artan susuzluk hissi ve sık idrara çıkma.

  • Konsantrasyon Güçlüğü: Düşünceleri toparlamada zorlanma veya “beyin sisi” hissi.

Bu belirtileri tanımak, hastaların bir atağın gelmekte olduğunu anlamasına ve önleyici tedbirler almasına olanak tanıyabilir.

2. Perde: Aura (Nörolojik Belirtiler)

Hastaların yaklaşık %25-%30’u, baş ağrısından hemen önce veya ağrının başlangıcında “aura” adı verilen, geçici nörolojik semptomlar yaşar. Aura, migrenin en ayırt edici özelliklerinden biridir ve genellikle 5 ila 60 dakika sürer.

  • En Yaygın Aura Tipi: Görsel Aura: Bu, auranın en sık görülen şeklidir. Kişiler genellikle şunları tarif eder:

    • Pozitif Belirtiler: Parlak noktalar, yanıp sönen ışıklar, zikzak çizgiler veya geometrik şekiller görmek. “Fortifikasyon spektrumu” olarak bilinen, kale surlarına benzeyen titrek çizgiler oldukça tipiktir.

    • Negatif Belirtiler: Görme alanında kör noktalar veya tünel görüşü gibi görme kaybı yaşanması.

  • Diğer Aura Tipleri:

    • Duyusal Aura: Genellikle parmak uçlarında başlayıp yavaşça kola ve yüze yayılan uyuşma veya karıncalanma hissi.

    • Konuşma ve Dil Aurası: Kelimeleri bulmada zorlanma, konuşmanın bozulması veya kelimeleri yanlış söyleme (geçici afazi).

Önemli bir nokta, aura semptomlarının genellikle kademeli olarak gelişip yayılmasıdır. Bu özellik, auranın inme gibi daha ciddi durumlardan ayırt edilmesine yardımcı olur.

3. Perde: Baş Ağrısı (Atak Fazı)

Bu, migrenin en bilinen ve en acı veren aşamasıdır. Aura geçmişse veya hiç yaşanmadıysa, baş ağrısı fazı başlar. Tedavi edilmediğinde genellikle 4 ila 72 saat sürer. Bu fazın ayırt edici özellikleri şunlardır:

  • Ağrının Yeri (Lokalizasyon): Ağrı tipik olarak tek taraflıdır (unilateral). Hastaların yaklaşık %60’ı ağrının başın bir yarısında, genellikle göz çevresinde veya şakaklarda yoğunlaştığını belirtir. Ancak ağrı taraf değiştirebilir veya bazı ataklarda çift taraflı olabilir.

  • Ağrının Niteliği (Karakteri): Migren ağrısı sıradan bir ağrı değildir. Genellikle zonklayıcı veya nabız gibi atan (pulsatil) bir karakterdedir. Bu zonklama hissi, migreni gerilim tipi baş ağrısının sıkıştırıcı, baskı yapıcı hissinden ayıran en önemli özelliklerden biridir.

  • Ağrının Şiddeti: Ağrı genellikle orta veya şiddetli düzeydedir. Bu şiddet, kişinin günlük aktivitelerini yapmasını imkansız hale getirebilir veya ciddi şekilde kısıtlar.

  • Fiziksel Aktivite ile Kötüleşme: Merdiven çıkmak veya hızlı yürümek gibi rutin fiziksel aktiviteler ağrıyı belirgin şekilde kötüleştirir. Bu özellik, migren için çok tipiktir ve birçok hasta atak sırasında karanlık, sessiz bir odada hareketsiz yatma ihtiyacı hisseder.

Eşlik Eden Belirtiler: Baş ağrısı neredeyse hiçbir zaman tek başına gelmez. Migrenin en klasik yoldaşları şunlardır:

  • Mide Bulantısı ve Kusma: Hastaların büyük çoğunluğu (%80’den fazlası) bulantı yaşar ve yaklaşık yarısı kusar.

  • Aşırı Hassasiyet:

    • Fotofobi: Işığa karşı aşırı hassasiyet.

    • Fonofobi: Sese karşı aşırı hassasiyet.

    • Osmofobi: Kokulara karşı aşırı hassasiyet (daha az yaygın olsa da tipiktir).

4. Perde: Postdrom (Çözülme Fazı)

Şiddetli baş ağrısı nihayet sona erdiğinde, hastaların çoğu kendini hemen iyi hissetmez. Atak sonrası “migren akşamdan kalmalığı” olarak da bilinen postdrom fazı başlar. Bu evre bir veya iki gün sürebilir. Yaygın postdrom belirtileri şunlardır:

  • Yorgunluk ve bitkinlik hissi.

  • Düşünceleri toplamada zorluk.

  • Başın ağrıyan tarafında hafif, sızlayıcı bir ağrı.

  • Bazı kişilerde hafif bir öfori veya rahatlama hissi.

Özetle, migren; genellikle tek taraflı, zonklayıcı, şiddetli ve günlük aktivitelerle kötüleşen bir baş ağrısıdır. Bu ağrıya bulantı, ışık ve ses hassasiyeti gibi belirtilerin eşlik etmesi ve öncesinde aura veya prodrom gibi uyarıcı fazların görülebilmesi, onu diğer baş ağrısı tiplerinden ayıran en temel özelliklerdir (6, 7).

Epizodik Migrenden Kronik Migrene Geçiş: Ayda 14 günden az baş ağrısı görülen epizodik migren zamanla kronik migrene dönüşür. Bu durumu tetikleyen çeşitli faktörler mevcuttur. Aşırı ağrı kesici kullanımı rebound baş ağrılarına yol açarak durumu kötüleştirebilir. Stresli yaşam, uyku bozuklukları da bu riskler arasında yer alır.

Kronik Migren dediğimiz durumu ifade etmek için üç aydan uzun bir süre boyunca, ayda 15 veya daha fazla gün baş ağrısı yaşamak ve bu baş ağrılarının en az 8’inin migren özelliklerini taşıması gerekir. Migren Aura eşliğinde görülebilir. Atak öncesi veya sırasında parlak ışıklar, zikzaklı çizgiler görmek gibi görsel auralar olabileceği gibi konuşma bozukluğu, tek taraflı kolda uyuşma gibi auralar da eşlik edebilir. Ancak çoğu tipte herhangi bir nörolojik uyarıcı belirti (aura) görülmez.

Migren tedavi seçenekleri nelerdir ?

Kronik migren tedavisinde atakları önlemek amacıyla “profilaktik” tedaviler ve atağı durdurmaya yönelik akut tedaviler uygulanabilir. 

Önleyici Tedaviler

Önleyici tedavi, kronik migren yönetiminin temel taşıdır ve düzenli olarak kullanılır. Amaç, baş ağrılı gün sayısını azaltmak, yaşam kalitesini artırmak ve akut ilaç kullanımını sınırlamaktır.

  • Oral İlaçlar: Beta-blokerler, Antidepresanlar, Anti epileptik ilaçlar  kullanılan etkili seçeneklerdir.

  • Botulinum Toksin (Botoks) Enjeksiyonları: Kronik migren için FDA tarafından onaylanmış etkili bir tedavi yöntemidir. Yaklaşık her 12 haftada bir, baş ve boyun bölgesindeki belirli kaslara yapılan enjeksiyonlar, ağrı sinyallerinin beyne ulaşmasını engellemeye yardımcı olur. Daha fazla bilgi için bakınız.
  • CGRP Monoklonal Antikorları: Son yıllarda geliştirilen bu yeni nesil ilaçlar, migren ağrısının oluşumunda kilit rol oynayan Kalsitonin Geniyle İlişkili Peptit (CGRP) molekülünü hedef alır. Aylık veya üç aylık enjeksiyonlar şeklinde uygulanan bu tedaviler, kronik migren tedavisinde önemli bir çığır açmıştır

  • Gepantlar: CGRP reseptörlerini bloke eden bu yeni sınıf ilaçların bazıları (örn: atogepant, rimegepant) günlük tablet formunda önleyici tedavi olarak kullanılabilmektedir.

Akut (Atak) Tedavileri

Bu ilaçlar, bir migren atağı başladığında semptomları hafifletmek için kullanılır.

    • Triptanlar: Migren ataklarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilirler. Beyindeki serotonin reseptörlerine etki ederek kan damarlarının büzülmesini sağlarlar ve ağrıyı hafifletirler.

    • Gepantlar: Hem akut hem de önleyici tedavide kullanılabilen bu ilaçlar, CGRP’yi bloke ederek ağrıyı dindirir ve triptanların uygun olmadığı hastalar için iyi bir alternatif olabilir.

    • Basit Ağrı Kesiciler ve NSAID’ler: İbuprofen, naproksen gibi ilaçlar hafif ve orta şiddetteki ataklarda etkili olabilir. Ancak aşırı kullanım riskine karşı dikkatli olunmalıdır.

 İlaç Dışı Tedaviler ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

İlaç tedavilerine ek olarak, yaşam tarzı düzenlemeleri ve tamamlayıcı terapiler de kronik migren yönetiminde büyük önem taşır:

  • Düzenli Uyku: Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya özen göstermek.

  • Dengeli Beslenme: Öğün atlamamak ve migreni tetikleyebilecek yiyeceklerden (işlenmiş etler, eskitilmiş peynirler, yapay tatlandırıcılar vb.) kaçınmak.

  • Stres Yönetimi: Yoga, meditasyon gibi gevşeme teknikleri uygulamak stres yönetiminde etkili olabilir.

  • Egzersiz: Düzenli ve hafif tempolu aerobik egzersiz yapmak.

  • Takviyeler: Bazı durumlarda magnezyum, B2 vitamini (riboflavin) ve Koenzim Q10 takviyeleri faydalı olabilir.

 
Kronik Migren Sık Sorulan Sorular (FAQ)
REFERANSLAR
  • GBD 2016 Headache Collaborators. (2018). Global, regional, and national burden of migraine and tension-type headache, 1990–2016: a systematic analysis for the Global Burden of Disease Study 2016. The Lancet Neurology, 17(11), 954–976.

  • Vetvik, K. G., & MacGregor, E. A. (2017). Sex differences in the epidemiology, clinical features, and pathophysiology of migraine. The Lancet Neurology, 16(1), 76–87.

  • Burch, R. (2019). Headache in pregnancy and postpartum. Neurologic Clinics, 37(1), 31-51.

  • May, A., & Schulte, L. H. (2016). Chronic migraine: risk factors, mechanisms and treatment. Nature Reviews Neurology, 12(8), 455–464.

  • Headache Classification Committee of the International Headache Society (IHS) The International Classification of Headache Disorders, 3rd edition. (2018). Cephalalgia, 38(1), 1–211.

  • Ailani, J., Burch, R. C., & Robbins, M. S. (2021). The American Headache Society Consensus Statement: Update on integrating new migraine treatments into clinical practice. Headache: The Journal of Head and Face Pain, 61(7), 1021-1039.

  • Hansen, J. M., & Goadsby, P. J. (2016). Migraine aura: new ideas on its mechanisms, propagation and relation to pain. Pain, 157(5), 991-992.

  • Goadsby, P. J., Holland, P. R., Martins-Oliveira, M., Hoffmann, J., Schankin, C., & Akerman, S. (2017). Pathophysiology of migraine: a disorder of sensory processing. Physiological reviews, 97(2), 553-622.

  • Giffin, N. J., Lipton, R. B., Silberstein, S. D., Olesen, J., & Goadsby, P. J. (2016). The migraine postdrome: An electronic diary study. Neurology, 87(3), 309-313.

İçerik Son Güncellenme Tarihi:19.09.2025