hipofiz adenomları

Hipofiz adenomları: Vücudun Ritminde Bozulma

Beynin tabanında, bezelye büyüklüğünde yer alan hipofiz bezi, vücudun hormonal dengesini yöneten bir orkestra şefi gibidir. Bu küçük ama değerli organ, büyümeden metabolizmaya, üremeden strese kadar sayısız hayati fonksiyonu kontrol eder. Peki, bu orkestranın ahengini bozan beklenmedik bir misafir ortaya çıktığında ne olur? İşte bu noktada hipofiz adenomları devreye girer.

Hipofiz adenomları, hipofiz bezinin ön lobundan kaynaklanan ve neredeyse her zaman iyi huylu (kanserli olmayan) olan tümörlerdir. Bu tümörler oldukça yaygındır; otopsi ve radyolojik çalışmalar, genel popülasyonun yaklaşık %10 ila %22’sinde bulunabileceğini göstermektedir. Ancak bu rakamlar sizi korkutmasın. Bu adenomların büyük bir çoğunluğu klinik olarak belirti vermez ve yaşam boyu “sessiz” kalır.

Semptomlar, bu tümörlerin iki ana yolla ortaya çıkmasıyla başlar: ya aşırı hormon salgılayarak vücudun hassas hormonal dengesini bozarlar (fonksiyonel adenomlar) ya da çevre dokulara, özellikle de görme sinirlerine baskı yapacak kadar büyürler (kitle etkisi). Bu makale, hipofiz adenomlarının ne olduğunu, kimlerin risk altında olduğunu, belirtilerini ve modern tıbbın bu “sessiz” misafirlerle başa çıkmak için sunduğu gelişmiş tedavi yöntemlerini bilimsel veriler ışığında, anlaşılır bir dille ele alacaktır.

Hipofiz adenomları, tüm birincil beyin tümörlerinin %10 ila %20’sini oluşturur. Klinik olarak anlamlı, yani belirti veren adenomların prevalansı (belirli bir zamanda toplumda görülme oranı) 100.000 kişide 76 ila 116 vaka arasında değişmektedir. Bu da yaklaşık olarak her 1000 kişiden birinde klinik olarak anlamlı bir hipofiz adenomu olduğu anlamına gelir. Yıllık yeni vaka (insidans) oranı ise 100.000 kişide 3.9 ila 7.4 arasında rapor edilmektedir.

Son yıllarda tanı sayılarındaki artış, büyük ölçüde Manyetik Rezonans (MR) gibi görüntüleme teknolojilerinin daha yaygın ve hassas kullanımıyla ilişkilidir. Bu durum, daha fazla tümör oluştuğu anlamına gelmekten ziyade, daha önce fark edilmeyen “tesadüfi” tümörlerin (insidentaloma) artık daha kolay saptanabildiğini göstermektedir.

Hipofiz adenomları her yaşta görülebilse de, en sık 40’lı ve 60’lı yaşlar arasında teşhis edilir. Ortalama tanı yaşı 46 civarındadır. Çocuklarda ve ergenlerde ise oldukça nadirdir ve tüm çocukluk çağı intrakraniyal tümörlerinin sadece %3’ünü oluşturur. Genel olarak, hipofiz adenomları kadınlarda erkeklere göre biraz daha sık görülür. Mikroadenomlar (<10 mm): Kadınlarda önemli ölçüde daha sıktır. Makroadenomlar (>10 mm): Erkeklerde daha sık görülür. Bu cinsiyet farkının temel nedeni, en sık görülen fonksiyonel adenom olan prolaktinomanın kadınlarda daha erken ve belirgin semptomlar (adet düzensizlikleri gibi) vermesidir. Bu durum, kadınların daha genç yaşta ve tümör daha küçükken (mikroadenom) teşhis edilmesini sağlar. Erkeklerde ise belirtiler (cinsel isteksizlik gibi) daha belirsiz olduğu için tanı gecikir ve tümör makroadenom boyutuna ulaşır.

Klinik olarak belirti veren hipofiz adenomlarının en yaygın türleri şunlardır:

  • Prolaktinomalar (Prolaktin Salgılayan): Tüm adenomların %40 ila %57’sini oluşturarak en sık görülen tiptir.
  • Fonksiyonel Olmayan Adenomlar (NFA): Tüm adenomların %28 ila %37’sini oluşturur ve ikinci en sık görülen tiptir.
  • Büyüme Hormonu (GH) Salgılayan Adenomlar (Akromegali): %11 ila %13’ünü oluşturur.
  • Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) Salgılayan Adenomlar (Cushing Hastalığı): %1 ila %6’sını oluşturur.
  • TSH Salgılayan Adenomlar: Oldukça nadirdir (%1’den az).

 

Hipofiz Adenomlarının Nedenleri

Hipofiz adenomlarının büyük çoğunluğunun (%95) nedeni tam olarak bilinmemektedir ve bu vakalar “sporadik” olarak kabul edilir. Bununla birlikte, vakaların yaklaşık %5’i kalıtsal genetik sendromlarla ilişkilidir.

  • Ailesel İzole Hipofiz Adenomu: Bu, ailede başka bir endokrin tümör olmaksızın sadece hipofiz adenomlarının görüldüğü nadir bir durumdur. AIP Gen Mutasyonları:  yaklaşık %15-25’inde AIP (Aryl Hydrocarbon Receptor Interacting Protein) geninde bir mutasyon saptanır. Bu gen, bir tümör baskılayıcı olarak görev yapar ve mutasyonu, hücrelerin kontrolsüz büyümesine yol açar. AIP mutasyonu taşıyan bireylerde genellikle daha genç yaşta (çocukluk veya ergenlik), daha büyük (makroadenom) ve daha agresif seyirli, çoğunlukla büyüme hormonu veya prolaktin salgılayan tümörler gelişir. Ancak bu mutasyonu taşıyan herkes tümör geliştirmez; penetransı (hastalığın ortaya çıkma olasılığı) yaklaşık %20-30’dur.
  • Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN1): MEN1 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır ve hipofiz, paratiroid ve pankreas bezlerinde tümör riskini artırır.
  • Carney Kompleksi: PRKAR1A genindeki mutasyonlarla ilişkilidir ve ciltte lekelenmeler ile çeşitli endokrin tümörlere neden olur.
  • McCune-Albright Sendromu: GNAS genindeki mutasyonlardan kaynaklanır ve kemik sorunları, cilt lekeleri ve hormonal problemlere yol açar.

Hipofiz adenomlarını sınıflandırmak, doğru tanı koymak ve en uygun tedavi stratejisini belirlemek için kritik öneme sahiptir. Sınıflandırma temel olarak boyut, hormon salgılama durumu ve en güncel olarak hücresel kökene göre yapılır.

Boyuta Göre Sınıflandırma
  • Mikroadenom: Çapı 10 milimetreden (1 cm) küçük olan tümörlerdir.
  • Makroadenom: Çapı 10 milimetreden büyük olan tümörlerdir.
  • Dev Adenom: Çapı 40 milimetreden (4 cm) büyük olan tümörlerdir.
Fonksiyonelliğe Göre Sınıflandırma
  • Fonksiyonel (Salgılayıcı) Adenomlar: Bu tümörler, aşırı miktarda hormon üretir ve salgılar. Ürettikleri hormona göre isimlendirilirler (örneğin, prolaktinoma, somatotropinoma) ve belirtileri genellikle bu hormon fazlalığına bağlıdır.
  • Fonksiyonel Olmayan Adenomlar (NFA): Klinik olarak belirgin bir hormon fazlalığına neden olmazlar. Belirtileri genellikle tümörün büyümesine ve çevresindeki yapılara baskı yapmasına (kitle etkisi) bağlı olarak ortaya çıkar. Tüm hipofiz adenomlarının yaklaşık %14-54’ünü oluştururlar ve genellikle makroadenomdurlar.

2022 DSÖ (WHO) Kılavuzu

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en son 2022 sınıflandırması, hipofiz tümörlerinin anlaşılmasında bir devrim niteliğindedir. Bu yeni yaklaşım, tümörleri sadece salgıladıkları hormona göre değil, aynı zamanda hücresel kökenlerini belirleyen transkripsiyon faktörlerine göre sınıflandırır.

  • PitNET Terminolojisi: “Hipofiz adenomu” terimi yerine, bu tümörlerin nöroendokrin doğasını daha iyi yansıtan “Hipofiz Nöroendokrin Tümörü (PitNET)” terimi önerilmiştir.
  • Hücre Soyu (Lineage) Temelli Sınıflandırma: Tümörler artık köken aldıkları hücre soyuna göre ana gruplara ayrılır. Bu, immünohistokimya ile PIT1, TPIT ve SF1 gibi transkripsiyon faktörlerinin boyanmasıyla belirlenir. Bu yaklaşım, özellikle fonksiyonel olmayan adenomların daha doğru sınıflandırılmasını ve prognozlarının daha iyi tahmin edilmesini sağlar.

 

Hipofiz Adenomunda Klinik Belirtiler

Hipofiz adenomlarının belirtileri, tümörün hormon salgılayıp salgılamadığına ve boyutuna bağlı olarak büyük ölçüde değişir.

Kitle Etkisine Bağlı Belirtiler (Genellikle Makroadenomlarda)

Bu belirtiler, tümörün büyüyerek çevresindeki hassas yapılara baskı yapması sonucu ortaya çıkar:

  • Baş Ağrısı: En sık görülen belirtilerden biridir.
  • Görme Sorunları: Tümör, hemen üstünde yer alan optik kiazmaya (görme sinirlerinin çaprazlaştığı nokta) baskı yaptığında ortaya çıkar. En tipik bulgu, her iki gözün dış yanlarını görememe (bitemporal hemianopsi) olarak bilinen periferik görme kaybıdır. Bulanık veya çift görme de yaşanabilir.
  • Hipopituitarizm (Hipofiz Yetmezliği): Büyüyen tümör, sağlıklı hipofiz dokusunu sıkıştırarak normal hormon üretimini engelleyebilir. Bu durum yorgunluk, cinsel işlev bozukluğu, kilo değişiklikleri ve soğuğa karşı dayanıksızlık gibi belirtilere yol açabilir.

Hormon Fazlalığına Bağlı Belirtiler (Fonksiyonel Adenomlar)

  • Prolaktinoma (Aşırı Prolaktin):
    • Kadınlarda: Adet düzensizlikleri veya kesilmesi, hamile olmadan memelerden süt gelmesi (galaktore), kısırlık ve cinsel isteksizlik.
    • Erkeklerde: Cinsel isteksizlik, ereksiyon sorunları, kısırlık ve nadiren meme büyümesi (jinekomasti).
  • GH Salgılayan Adenom (Aşırı Büyüme Hormonu):
    • Yetişkinlerde (Akromegali): El, ayak ve yüz hatlarında (çene, burun, alın) büyüme ve kabalaşma, ciltte kalınlaşma, aşırı terleme, eklem ağrıları ve sesin kalınlaşması.
    • Çocuklarda (Gigantizm/Devlik): Kemiklerin uzaması durmadığı için aşırı boy uzaması.
  • ACTH Salgılayan Adenom (Aşırı Kortizol – Cushing Hastalığı):
    • Yüzde yuvarlaklaşma (“ay dede yüzü”), ensede yağ birikimi (“buffalo hörgücü”), karın bölgesinde kilo alma, ciltte kolay morarma, mor renkli çatlaklar, kas güçsüzlüğü, yüksek tansiyon ve diyabet.
  • TSH Salgılayan Adenom (Aşırı TSH):
    • Nadir görülür. Hipertiroidi belirtilerine yol açar: kilo kaybı, çarpıntı, sinirlilik, terleme ve ishal.
 

Hipofiz Apopleksisi:

Nadiren, bir hipofiz adenomunun içine ani kanama veya enfarktüs (doku ölümü) olabilir. “Hipofiz apopleksisi” olarak adlandırılan bu durum, ani ve çok şiddetli baş ağrısı, görme kaybı, çift görme, bilinç bulanıklığı ve hormonal çöküş ile karakterize tıbbi bir acil durumdur.

 

Hipofiz Adenomlarında Tanı ve Tedavi

Hipofiz adenomu şüphesiyle başlayan süreç, dikkatli bir tanı ve kişiye özel bir tedavi planı ile devam eder.

Tanı, genellikle bir beyin cerrahı, endokrinolog ve göz doktorundan oluşan multidisipliner bir ekip tarafından konulur.

  1. Tıbbi Öykü ve Fizik Muayene: Doktorunuz, belirtilerinizi ve aile öykünüzü detaylı olarak sorgular.
  2. Hormon Testleri: Kan ve idrar testleri, hipofiz tarafından salgılanan ve hedef organlar tarafından üretilen hormonların (prolaktin, GH, IGF-1, ACTH, kortizol, TSH, vb.) seviyelerini ölçmek için esastır. Bu testler, tümörün fonksiyonel olup olmadığını ve hangi hormonu salgıladığını belirler.
  3. Görüntüleme: Kontrastlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), hipofiz tümörlerini saptamak için altın standart yöntemdir. MR, tümörün boyutunu, yerini ve optik sinirler gibi çevre dokularla ilişkisini net bir şekilde gösterir.
  4. Görme Alanı Testi: Tümörün optik sinirlere veya kiazmaya baskı yaptığından şüpheleniliyorsa, periferik görmeyi değerlendirmek için resmi bir görme alanı testi (perimetri) yapılır.
 

Tedavi Seçenekleri

Tedavi planı; tümörün tipine, boyutuna, neden olduğu belirtilere ve hastanın genel sağlık durumuna göre kişiselleştirilir.

  • Gözlem (Bekle ve Gör): Belirti vermeyen, hormon salgılamayan ve küçük (mikroadenom) olan birçok tümör (insidentaloma) için tedavi gerekmeyebilir. Bu durumda, tümörün büyüme potansiyelini izlemek için düzenli MR taramaları ve hormon testleri ile “aktif gözetim” yapılır.
  • Cerrahi: Cerrahi, çoğu hipofiz adenomu için (prolaktinomalar hariç) birincil tedavi yöntemidir. Amaç, görme fonksiyonlarını ve normal hipofiz dokusunu koruyarak tümörü mümkün olduğunca tamamen çıkarmaktır.
    • Transsfenoidal Cerrahi: En sık kullanılan yöntemdir. Cerrah, burun deliklerinden veya üst dudağın arkasından girerek, sfenoid sinüs yoluyla hipofiz bezine ulaşır. Bu minimal invaziv yaklaşım, açık kraniotomiye (kafatası kemiğinin açılması) göre daha az komplikasyon riski taşır ve daha hızlı bir iyileşme süreci sunar.
  • İlaç Tedavisi:
    • Prolaktinomalar: Dopamin agonistleri (kabergolin, bromokriptin) bu tümörlerde ilk tedavi seçeneğidir. Bu ilaçlar, prolaktin seviyelerini düşürmede ve tümörleri küçültmede oldukça etkilidir, çoğu zaman cerrahiye gerek kalmaz.
    • Akromegali (GH Salgılayan Adenomlar): Cerrahi sonrası hormon seviyeleri normale dönmezse, somatostatin analogları (oktreotid, lanreotid) veya GH reseptör antagonisti (pegvisomant) gibi ilaçlar kullanılır.
    • Cushing Hastalığı (ACTH Salgılayan Adenomlar): Kortizol üretimini engelleyen ilaçlar (metyrapon, ketokonazol) veya doğrudan tümöre etki eden somatostatin analogları (pasireotid) cerrahi öncesi veya sonrası kullanılabilir.
  • Radyoterapi (Işın Tedavisi): Cerrahi ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen, tekrarlayan veya agresif tümörler için bir seçenektir. Stereotaktik radyocerrahi gibi modern teknikler, radyasyonu doğrudan tümöre odaklayarak çevre sağlıklı dokulara verilen zararı en aza indirir.

 

Hipofiz Adenomu Sık Sorulan Sorular (FAQ)
REFERANSLAR
  • Tritos, Nicholas A, and Karen K Miller. “Diagnosis and Management of Pituitary Adenomas: A Review.”JAMA vol. 329,16 (2023): 1386-1398. 
  • Zhang, Jiajia et al. “Postoperative complications and quality of life in patients with pituitary adenoma.” Gland surgery vol. 9,5 (2020): 1521-1529. 
  • Chin, Sang Ouk. “Epidemiology of Functioning Pituitary Adenomas.” Endocrinology and metabolism (Seoul, Korea) vol. 35,2 (2020): 237-242. 
  • Daly, Adrian F, and Albert Beckers. “The Epidemiology of Pituitary Adenomas.” Endocrinology and metabolism clinics of North America vol. 49,3 (2020): 347-355. 
  • van den Broek, Medard F M et al. “Clinical Relevance of Genetic Analysis in Patients With Pituitary Adenomas: A Systematic Review.” Frontiers in endocrinology vol. 10 837. 10 Dec. 2019, 
  • Voznyak, Oleksandr et al. “Gender Differences in Patients with Prolactinoma: Single-center Ukrainian Experience.” Reviews on recent clinical trials vol. 19,3 (2024): 204-214. 
  • Mete, Ozgur. “Special Issue On the 2022 WHO Classification of Endocrine and Neuroendocrine Tumors: a New Primer for Endocrine Pathology Practice.” Endocrine pathology vol. 33,1 (2022): 1-2. 
  • Casar-Borota, Olivera et al. “The 2022 WHO classification of tumors of the pituitary gland: An update on aggressive and metastatic pituitary neuroendocrine tumors.” Brain pathology (Zurich, Switzerland) vol. 35,1 (2025): e13302. 
  • Liu, Xiaohai et al. “The Clinical and Pathological Characteristics of Refractory Pituitary Adenomas: A Single Center Experience.” Frontiers in oncology vol. 12 846614. 16 Mar. 2022, 
  • Ntali, Georgia, and John A Wass. “Epidemiology, clinical presentation and diagnosis of non-functioning pituitary adenomas.” Pituitary vol. 21,2 (2018): 111-118. 
  • Shlomo Melmed, Ursula B Kaiser, M Beatriz Lopes, Jerome Bertherat, Luis V Syro, Gerald Raverot, Martin Reincke, Gudmundur Johannsson, Albert Beckers, Maria Fleseriu, Andrea Giustina, John A H Wass, Ken K Y Ho, Clinical Biology of the Pituitary Adenoma, Endocrine Reviews, Volume 43, Issue 6, December 2022, Pages 1003–1037
  • Agustsson, Tomas Thor et al. “The epidemiology of pituitary adenomas in Iceland, 1955-2012: a nationwide population-based study.” European journal of endocrinology vol. 173,5 (2015): 655-64. 
  • Asa, Sylvia L et al. “Overview of the 2022 WHO Classification of Pituitary Tumors.” Endocrine pathology vol. 33,1 (2022): 6-26. 
  • Aljabri, Khalid S et al. “The epidemiology of pituitary adenomas in a community-based hospital: a retrospective single center study in Saudi Arabia.” Annals of Saudi medicine vol. 36,5 (2016): 341-345. 

İçerik Son Güncellenme Tarihi:16.11.2025


Hizmet verdiğimiz bölgeler

Muayene hizmetlerimiz ağırlıklı olarak Tekirdağ, Kırklareli, Edirne ve İstanbul illerini kapsamaktadır. Aşağıdaki ilçelerden randevu talep eden hastalara planlama kolaylığı ve ulaşım bilgilendirmesi sağlıyoruz.

Tekirdağ

  • Süleymanpaşa
  • Çorlu
  • Çerkezköy
  • Kapaklı
  • Ergene
  • Muratlı
  • Malkara
  • Hayrabolu
  • Saray
  • Marmaraereğlisi
  • Şarköy

Kırklareli

  • Kırklareli Merkez
  • Lüleburgaz
  • Babaeski
  • Vize
  • Pınarhisar
  • Demirköy
  • Pehlivanköy
  • Kofçaz

Edirne

  • Edirne Merkez
  • Keşan
  • Uzunköprü
  • Havsa
  • İpsala
  • Enez
  • Lalapaşa
  • Süloğlu
  • Meriç

İstanbul

  • Adalar
  • Arnavutköy
  • Ataşehir
  • Avcılar
  • Bağcılar
  • Bahçelievler
  • Bakırköy
  • Başakşehir
  • Bayrampaşa
  • Beşiktaş
  • Beykoz
  • Beylikdüzü
  • Beyoğlu
  • Büyükçekmece
  • Çatalca
  • Çekmeköy
  • Esenler
  • Esenyurt
  • Eyüpsultan
  • Fatih
  • Gaziosmanpaşa
  • Güngören
  • Kadıköy
  • Kağıthane
  • Kartal
  • Küçükçekmece
  • Maltepe
  • Pendik
  • Sancaktepe
  • Sarıyer
  • Silivri
  • Sultanbeyli
  • Sultangazi
  • Şile
  • Şişli
  • Tuzla
  • Ümraniye
  • Üsküdar
  • Zeytinburnu
randevu ve detaylı bilgi almak için tıklayın