beyin kanamaları

Beyin Kanamalarına Genel Bakış ve Sıklığı

Acil servislerde karşımıza çıkan en ciddi tıbbi durumlardan birisi beyin kanamalarıdır. Bu kanamaların oluşma şekli bir trafik kazasına, düşmeye, kafa travmasına bağlı olabileceği gibi kendiliğinden gelişen kanamalar da olabilir. Yakın takip, etkili ve hızlı tedavi gereken önemli bir durum olan beyin kanamalarını bu bölümde inceleyeceğiz.

Beyin kanaması veya tıbbi adıyla intrakraniyal kanama, kanın beyin parankimi içine veya onu çevreleyen anatomik boşluklara sızmasıyla karakterize, hayatı tehdit eden acil bir nörolojik durumdur. Bu durum, travmatik veya spontan (kendiliğinden) ortaya çıkabilir ve farklı anatomik konumlarda meydana gelerek çeşitli klinik tablolara yol açar. Beyin kanamaları, inmelerin önemli bir alt grubunu oluşturur ve hem iskemik inmeden daha yüksek mortalite oranlarına sahip olması hem de hayatta kalanlarda ciddi nörolojik sekeller bırakması nedeniyle küresel bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir.

Spontan intraserebral kanama, tüm inmelerin yaklaşık %10 ila %20’sini oluşturur ve en ölümcül inme alt tipidir. 30 günlük mortalite oranı, kanamanın yeri, büyüklüğü ve hastanın klinik durumu gibi faktörlere bağlı olarak %34 ila %50 arasında değişmektedir. Küresel İntraserebral kanama insidansının yılda 100.000 kişide 29.9 olduğu tahmin edilmekte ve bu oranın son 40 yılda anlamlı bir düşüş göstermediği bildirilmektedir. Diğer bir önemli spontan kanama türü olan anevrizmal subaraknoid kanama, tüm inmelerin yaklaşık %8.9’unu teşkil etse de, özellikle orta yaşlı popülasyonda yüksek morbidite ve mortaliteye neden olmasıyla dikkat çeker, bu hastaların yaklaşık %15’i hastaneye ulaşamadan hayatını kaybetmekte ve 30 günlük mortalite oranı %35 ila %44 arasında seyretmektedir.

İntraserebral kanama epidemiyolojisindeki dikkat çekici bir nokta, yüksek gelirli ülkelerde hipertansiyon yönetimindeki önemli ilerlemelere rağmen genel insidansın sabit kalmasıdır. Bu durum, altta yatan nedenlerde bir değişim yaşandığını düşündürmektedir. Hipertansiyon, İntraserebral Kanama için en önemli modifiye edilebilir risk faktörü olmaya devam ederken, yaşlanan popülasyon ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi veya tedavisi amacıyla antikoagülan ve antiplatelet ilaçların kullanımının artması, bu ilaçlarla ilişkili kanamaların ve yaşa bağlı bir patoloji olan serebral amiloid anjiyopatiye (CAA) sekonder kanamaların sıklığını artırmıştır. Her ne kadar hipertansiyona bağlı kanamaların sıklığı azalsa da, diğer sebeplerin artması İntraserebral Kanama oluşma sıklığının anlamlı derecede azalmamasına neden olmaktadır. Bu sebeple, önleyici stratejilerin artık sadece kan basıncı kontrolüne odaklanmasının yetersiz olduğunu; antikoagülan tedavi alan hastaların daha yakından izlenmesi ve CAA gibi yaşa bağlı patolojilerin daha iyi tanınması gerektiğini göstermektedir.

Beyin kanamalarının yönetiminde spesifik bir farmakolojik “sihirli tedavi” henüz bulunamamış olsa da, klinik sonuçları iyileştiren en güçlü müdahale, bakımın standardizasyonudur.  kanıta dayalı, standardize edilmiş bakımın ve hızlı müdahale protokollerinin (acil görüntüleme, agresif kan basıncı kontrolü, koagülopati düzeltilmesi, komplikasyonların önlenmesi) uygulanmasının, hasta sonuçları üzerinde doğrudan ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. 

 

BEYİN KANAMALARININ SINIFLANDIRILMASI

Beyin Kanamaları

Epidural Hematom (EDH): Bu kanama türünde kan kafatası kemiği ile beyin zarının dış kısmı arasında birikir.

Subdural Hematom (SDH): Bu kanama türünde kan beyin ile beyin zarı arasındaki boşlukta birikir.

Subaraknoid Kanama (SAK): Kanın, araknoid mater ile en içteki zar olan pia mater arasındaki subaraknoid boşluğa sızmasıdır.

İntraparankimal Kanama  veya İntraserebral Kanama : Kanamanın doğrudan beyin parankimi dokusu içinde olmasıdır.

İntraventriküler Kanama (İVK): Kanamanın, beyin içinde yer alan beyin omurilik sıvısı ile dolu boşluklar olan ventriküllerin içine sızmasıdır. Genellikle derin yerleşimli bir İSK’nın ventriküllere uzanmasıyla oluşur.

Etyolojik olarak ise kanamalar, bir kafa travması sonucu oluşan travmatik ve altta yatan bir hastalık süreci nedeniyle kendiliğinden gelişen spontan (travmatik olmayan) olarak ikiye ayrılır. Bu yazıda her iki etiyolojiyi de ele alacağız. Beyin kanamalarında farklı kanama tiplerinin acil yönetimi ve seyri önemli ölçüde farklılık gösterdiğinden, klinik ve radyolojik bulgulara dayalı hızlı bir ayırıcı tanı yapmak hayati önem taşımaktadır.

Spontan İntraserebral Kanamalar

Spontan İntraserebral kanamalar, travma olmaksızın beyin parankimi içine kanama olması durumudur ve inmeler arasında en yüksek morbidite ve mortaliteye sahip alt tiptir. Vakaların büyük çoğunluğu altta yatan serebral küçük damar hastalığından kaynaklanır. Bu küçük damar hastalıkları, kanamanın anatomik lokalizasyonuna göre ipucu veren iki ana mekanizma ile karakterizedir:

  1. Hipertansif Arteriyopati: Spontan intraserebral kanamanın en yaygın nedenidir. Kronik ve kontrolsüz hipertansiyon, beynin derin yapılarında (bazal ganglionlar, talamus, internal kapsül, beyin sapı) bulunan küçük arterlerin duvarlarında patolojik değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler, damar duvarının düz kas hücrelerinin kaybı, fibrinoid nekroz ve lipohiyalinoz olarak adlandırılan süreçleri içerir. Sonuç olarak damar duvarı zayıflar, mikroanevrizmalar (Charcot-Bouchard anevrizmaları) oluşabilir ve bu zayıf noktalardan damar yırtılarak beyin parankimi içine kanar.

  2. Serebral Amiloid Anjiyopati (CAA): Özellikle 55 yaş üstü popülasyonda görülen ve demansla ilişkili olabilen bir durumdur. Bu patolojide, Alzheimer hastalığında da rol oynayan amiloid-β proteini, beynin yüzeyine yakın kortikal ve leptomeningeal arterlerin duvarlarında birikir. Bu birikim, damar duvarını normal yapısını bozarak kırılgan ve kanamaya yatkın hale getirir. CAA’ya bağlı kanamalar tipik olarak tekrarlayıcıdır ve beyin loblarında (kortiko-subkortikal) yerleşim gösterir.

Bu iki ana nedenin yanı sıra, daha nadir görülen diğer İntraserebral hematom nedenleri arasında anevrizmalar, arteriovenöz malformasyonlar (AVM) ve kavernomlar gibi vasküler anomaliler, primer veya metastatik beyin tümörleri, antikoagülan veya antiplatelet ilaç kullanımına bağlı koagülopatiler, enfeksiyonlar, vaskülitler ve kokain veya amfetamin gibi sempatomimetik ilaçların kullanımı bulunmaktadır.

Kanamanın bilgisayarlı tomografideki lokalizasyonu, altta yatan etiyoloji hakkında değerli bilgiler sunmanın ötesinde, tedavi stratejisini ve prognozu da doğrudan etkileyen bir belirteç haline gelmiştir. Örneğin, derin yerleşimli bir kanama büyük olasılıkla hipertansif arteriyopatiyi düşündürürken, lobar bir kanama özellikle yaşlı bir hastada CAA olasılığını akla getirir. Bu ayrım, cerrahi tedaviye verilecek yanıtı öngörmede kritik bir rol oynar. Yakın zamanda yayınlanan ve dönüm noktası niteliğindeki bir çalışma, 30-80 ml hacmindeki kanamalarda erken (ilk 24 saat içinde) minimal invaziv cerrahinin etkinliğini araştırmıştır. Çalışmanın sonuçları, lobar yerleşimli kanamalarda fonksiyonel sonuçları anlamlı ölçüde iyileştirdiğini, ancak derin yerleşimli (anterior bazal ganglia) kanamalarda medikal tedaviye bir üstünlük sağlamadığını göstermiştir. Bu bulgu, cerrahiye yanıtın altta yatan damar patolojisi ile yakından ilişkili olabileceğini ima etmektedir. CAA’ya bağlı lobar kanamaların daha yüzeyel olması ve etrafındaki kritik fonksiyonel yolları daha az içermesi, cerrahi boşaltmanın daha güvenli ve faydalı olmasını sağlayabilir. Buna karşılık, hipertansif arteriyopatiye bağlı derin kanamalar, motor ve duyu yollarının geçtiği internal kapsül gibi kritik yapılara yakınlığı nedeniyle cerrahi müdahalenin kendisinin de hasara yol açma riskini taşır. 

Klinik bulgular kanamanın yeri ve büyüklüğüne bağlı değişiklik gösterir ancak fokal nörolojik defisitler ( elde, kolda, bacakta kuvvet kaybı, konuşmada, görmede bozulma vb.) sık görülen bulgulardır. Şiddetli baş ağrısı, bulantı kusma ve bilinç bozukluğu genelde eşlik eder. Klinik bulgular ile iskemik inmeden ayırt edilemediğinden ötürü, acil servise başvuru ve acil nörogörüntüleme hayati önem taşır ve tedavi kararlarında önemli rol oynar. Bu görüntüleme tetkikleri, kontrastsız beyin tomografisi, BT anjiografi, manyetik rezonans (MR) görüntüleme şeklinde olabilir. Tomografide kanamanın hacminin hesaplanması hastalığı seyrini saptamada önemli unsurlardan birisidir. 30 ml’den büyük kanamalar genelde daha kötü prognoza sahiptir. Tomografi ile aynı zamanda kanamanın büyüme eğiliminde olup olmadığına yönelik swirl sign, island sign gibi bulgular da saptanabilir. Bunun yanı sıra tedavi planlamasında ve cerrahi gereken hastalarda ameliyat planlamasında tomografi önemli bir yer tutar. BT anjiografi ile kanmanın altta yatan anevrizma, arteriyovenöz malformasyon gibi bir nedene bağlı olup olmadığı anlaşılabilir ve bunun yanı sıra hematom içinde aktif sızmayı gösteren spot sign ile kanamanın büyüme riski değerlendirilebilir. MR görüntüleme ile altta yatan tümör, kavernom patolojilerin saptanması sağlanabilir. Görüntüleme tetkikleri içerisinde intraserebral kanamalarda öncelikli tetkik kontrastsız beyin tomografisi olmakla birlikte, hasta için en uygun, en hızlı ve yeterli tedavinin sağlanabileceği görüntüleme yöntemleri klinisyen tarafından hastaya özel olarak planlanır. 

İntraserebral Kanamalar acil ve agresif tedavi gerektiren ciddi tıbbi durumlardır. Tedavide amaç, kanamanın genişlemesini durdurmak, kafa içi basıncı kontrol altına almak, beyin parankimine olan basının hayatı tehdit eden durumunu ortadan kaldırmak ve ikincil beyin hasarını en aza indirmektir. Kafatası kapalı bir kap olarak düşünülebilir ve bu kabın içinde çok değerli bir hazine olan beyin yer almaktadır. Bu kapalı kapta bir kanama olduğunda beyin yumuşak yapısı gereği itilmeye ve ezilmeye başlar. Vücudumuz, kanama miktarını belli bir noktaya kadar kafa içi yapılarda değişiklik yaparak tolere edebilir, ancak kritik eşik aşıldıktan sonra beyin dokusu zarar görmeye ve hayati fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Bu süreçteki bütün tedavi yöntemleri bu kapalı kabın içinde yer alan beyin dokusunun göreceği baskı ve hasarı azaltmayı öncelikli olarak hedefler. 

Hastalık genel seyri olarak ilk 24-48 saatte sıklıkla kötüleşme şeklinde seyreder. Bu nedele yoğun bakım ünitesinde iyi bir bakım oldukça önemlidir. Havayolu güvenliğinin, solunumun ve dolaşımın stabilize edilmesi oldukça değerlidir. Ateş, tansiyon ve kan şekerinin normal değerler içinde tutulması ikincil beyin hasarını önlemede önem taşır. Bu hasta grubunda en büyük zorluklardan birisi de antikoagülan (kan sulandırıcı) kullanımının sıklıkla eşlik etmesidir. Kan sulandırıcı etkisinin geri döndürülmesi hedeflense de burada büyük bir sorun kan sulandırıcı başlanmasını gerektirecek hastalağın kan sulandırıcının kesilmesi ile vücutta ek sorunlar meydana getirmesidir. Bu durumda hastanın mevcut koşullardaki hayati tehlikesini ortadan kaldırmaya yönelik kar-zarar dengesi düşünülerek planlama yapılmalıdır. İntraserebral kanama durumunda cerrahi, özellikle beyin sapı basısı, nörolojik kötüleşme ve hidrosefali durumlarında değerli bir tedavi seçeneğidir. Hastanın yaşı, ek hastalıkları, kanama boyutu, yeri, nörolojik tablo gibi durumlara göre hasta özelinde cerrahi yahut medikal tedavi seçeneklerine karar verilebilir.

İNTRASEREBRAL KANAMALARDA HASTALIK NASIL SEYREDER ?

İntraserebral kanamalar tüm inme tipleri arasında en kötü prognoza sahip olanıdır. Akut dönemdeki yüksek mortalite oranlarına ek olarak (30 günlük mortalite ~%40, 1 yıllık ~%55, 5 yıllık ~%70), hayatta kalanların da yarısından fazlası yaşam boyu başkalarına bağımlı kalacak düzeyde ciddi engellilikle karşı karşıya kalır. Kötü prognozu öngören en önemli faktörler; hastanın başvuru anındaki bilinç durumu (düşük GKS skoru), hematomun başlangıç hacmi, kanamanın ventriküllere yayılması (intraventriküler kanama) ve ileri yaştır. İntraserebral kanama sonrası hayatta kalmak mücadelenin başlangıç aşamasıdır, bu hasta grubu uzun dönem takiplerinde tekrarlayan instraserebral kanama, iskemik inme, myokard enfarktürü  gibi sistemik sorunlar ile karşılaşabilir. Bu duruma altta yatan hipertansiyon, ateroskleroz, serebral amiloid anjiopati gibi patolojilerin zemin hazırladığı düşünülmektedir.

İntraserebral kanama sonrası tehlikeli dönemi geçirip hayati riski azalan hastaları ve hasta yakınlarını uzun ve meşakkatli bir tedavi süreci bekleyebilir. Hastanın mobilizasyon yeteneğinde kısıtlılık, bakım ihtiyacı, beslenmede zorluklar, sıkı ve yakın takip gerektiren medikal bakım süreci hem hasta hem de hasta yakını için oldukça yorucu bir süreçtir. Bu sürecin psikolojik yükü de ele alınması gereken önemli bir durumdur. Bu süreçte nörolojik rehabilitasyonun yanı sıra sistemik tedavi, iyi bakım ve psikolojik destek oldukça değerlidir. Kan basıncının kontrol altında tutulması, lipid profilinin stabil olması, diyabet kontrolü, sigara kullanımından uzak kalınması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşır.

anevrizmal subaraknoid kanamalar

Anevrizmal subaraknoid kanama, beyin arterlerinin duvarındaki zayıf bir noktadan dışarı doğru oluşan baloncuk şeklindeki bir yapı olan intrakraniyal anevrizmanın yırtılması sonucu, kanın beyin ile onu çevreleyen ince zarlar arasındaki subaraknoid mesafeye sızmasıdır. Bu durum, ani ve şiddetli bir kafa içi basınç artışına neden olarak ciddi beyin hasarına yol açabilir. Anevrizma oluşumu ve yırtılması için tanımlanan en önemli değiştirilebilir risk faktörleri sigara kullanımı, kontrolsüz hipertansiyon ve kokain gibi yasa dışı uyarıcı madde kullanımıdır. Değiştirilemeyen veya kalıtsal risk faktörleri arasında birinci derece akrabalarda anevrizma öyküsü (aile öyküsü), kadın cinsiyet (kadınlarda daha sık görülür) ve polikistik böbrek hastalığı gibi bazı bağ dokusu hastalıkları yer alır. En belirgin ve klasik semptomu, hastalar tarafından sıklıkla “hayatımın en kötü baş ağrısı” olarak tanımlanan, ani ve çok şiddetli (“gök gürültüsü” gibi) bir baş ağrısıdır. Bu baş ağrısı saniyeler içinde maksimum şiddetine ulaşır. Ağrıya sıklıkla bulantı, fışkırır tarzda kusma, bilinçte bozulma ve meninkslerin kanla iritasyonuna bağlı olarak gelişen meninks irritasyon bulguları (ense sertliği vb.) eşlik eder.

Bu klasik tablo ile başvuran bir hastada tanı süreci acil olarak başlatılmalıdır. İlk adım, kontrastsız beyin bilgisayarlı tomografisidir. BT, vakaların büyük çoğunda subaraknoid mesafedeki (beyin sulkusları, bazal sisternalar) kanı hiperdens (parlak) alanlar olarak gösterir. Ancak kanama miktarının az olduğu veya kanamanın üzerinden zaman geçtiği durumlarda BT normal görünebilir. Klinik şüphenin yüksek olduğu (klasik gök gürültüsü baş ağrısı) ancak BT’nin normal olduğu durumlarda, bir sonraki adım lomber ponksiyon (Bel bölgesinden beyin omurilik sıvısı alınması) yapmaktır. Lomber ponksiyonda beyin omurilik sıvısında kan veya kan yıkım ürünü olan ksantokrominin saptanması tanıyı doğrular. SAK tanısı konulduktan sonra, kanamanın kaynağı olan anevrizmayı saptamak ve tedavi planlamak için vasküler görüntüleme yapılması zorunludur. Bu amaçla en sık kullanılan yöntemler BT anjiyografi (BTA) veya daha invaziv olan ancak altın standart kabul edilen dijital substraksiyon anjiyografidir (DSA).

Subaraknoid kanamaların yönetilmesi komplike, multidisipliner yaklaşım gerektiren dinamik bir süreçtir. Rüptüre olmuş bir anevrizmanın en ölümcül komplikasyonu, ilk 24 saat içinde tekrar kanama riskidir. Bu nedenle, anevrizmanın mümkün olan en kısa sürede, tercihen semptom başlangıcından sonraki 24 saat içinde, tedavi edilerek kan dolaşımından dışlanması önerilmektedir. Bu amaçla kullanılan iki ana yöntem tercih edilebilir. Genellikler kasıktaki femoral arterden kataterle girilerek anevrizma içine koil doldurulan endovasküler yöntem ve açık beyin ameliyatı ile kafatasının kaldırılara anevrizmaya ulaşılması ile cerrahi klip yerleştirme yöntemleri tercih edilebilir. Tedavi yönteminin seçiminde hastanın yaşı, klinik durumu, anevrizmanın yeri, boyutu gibi kriterler değerlendirilerek bir seçim yapılır. Anevrizma hastalarında müdahale edilene kadar tekrar kanama riskini azaltmak amacıyla tansiyonun kontrol altında tutulması oldukça önemlidir. Anevrizma tedavisi sonrasında ise beyin perfüzyonunun korunması hedeflenmelidir.

 

ANEVRİZMA NEDENİYLE SUBARAKNOİD KANAMA GELİŞEN HASTADA NE OLUR ?

Prognozu belirleyen faktörler içinde hastanın başvuru sırasındaki nörolojik durumu, yaşı, tomografide saptanan kan miktarı, yırtılan anevrizma boyutu gibi faktörler önemli yer tutar. Başvuru sırasında komada olan ya ciddi nörolojik defisiti olan hasta grubunda prognozun kötü olması beklenir. Buna rağmen agresif tedavi yöntemleri ve intrakranyal monitorizasyon gibi yoğun bakım takiplerinin gelişmesi ile çok ağır durumdaki hastaların bile günümüzde %20-35 oranında iyi fonksiyonel sonuca ulaşabildiğini gösteren yayınlar mevcuttur. Kötü prognoz beklentisine rağmen hastalara özgü olarak iyi fonksiyonel sonuç ihtimali göz ardı edilmemelidir. Hayatta kalan hasta grubunda tedavi sürecinin uzun ve zorlu olabileceği bilinmeli, hastanın nörolojik defisitleri, baş ağrıları, uyku bozuklukları, bilişsel işlevlerde bozulma, anksiyete ve depresyon yaşayabileceği unutulmamalıdır. Taburculuk sonrasında multidisipliner bir rehabilitasyon sürecinin önemi kavranmalıdır.

Subdural hematom ve Epidural Hematom

Subdural hematom, beyni saran zarlardan dura mater ile araknoid mater arasında kan birikmesiyle oluşur. En sık nedeni, beyin ile kafatası arasında uzanan ve “köprü venleri” olarak adlandırılan toplardamarların, özellikle kafa travmaları sırasında gerilip yırtılmasıdır. Kanamanın gelişme hızına ve klinik tabloya göre üç ana tipe ayrılır:

  • Akut Subdural Hematom: Genellikle ciddi bir kafa travmasını takiben saatler içinde gelişir. Beyin üzerinde hızla basınç oluşturduğu için en tehlikeli tiptir ve acil nöroşirürjikal müdahale gerektirir. Mortalite oranları, özellikle yaşlı ve antikoagülan kullanan hastalarda %40-60 gibi çok yüksek seviyelere ulaşabilir.

  • Subakut Subdural Hematom: Semptomlar, travmadan birkaç gün ila birkaç hafta sonra daha yavaş bir şekilde ortaya çıkar. Baş ağrısı, konfüzyon ve fokal nörolojik bulgular görülebilir.

  • Kronik Subdural Hematom: Yaşlanma ile birlikte beyin atrofiye uğrar ve bu durumda köprü venleri daha uzun ve daha gergin hale gelir, bu durum köprü venlerin minimal travmalarla dahi yaralanabilecek kadar hassas hale gelmesine yol açar. Kanama hastalar/aylar boyunca yavaş bir sızma şeklinde birikir. Bu nedenle semptomlar sinsi bir başlangıç gösterir. Şuurda gerileme, hafıza sorunları, yürüme bozukluğu şeklinde ortaya çıkabilir. Hasta grubunun yaşlı hastalar olduğu da düşünüldüğünde demans gibi bir tablo ile karıştırılabilir.

Tedavi, Subdural hematomun tipine ve hastanın semptomlarına göre değişir. Hayatı tehdit eden akut ve semptomatik subakut subdural hematomlar genellikle hematomun boşaltılması için acil kraniyotomi (kafatası kemiğinin bir parçasının çıkarıldığı büyük bir ameliyat) gerektirir. Semptomatik kronik subdural hematomlar ise genellikle kafatasına açılan küçük bir veya birkaç delikten (burr-hole) drenaj gibi daha az invaziv yöntemlerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Semptom vermeyen küçük kronik subdural hematomlar ise yakın takip altında konservatif olarak izlenebilir.

Epidural hematom , kanın en dıştaki beyin zarı olan dura mater ile kafatası kemiği arasında birikmesidir. En tipik nedeni, genellikle temporal bölgeye (şakak) gelen direkt bir darbe sonucu oluşan kafatası kırığının, dura materin yüzeyinde seyreden orta meningeal arteri yırtmasıdır. Arteriyel kaynaklı olduğu için kanama hızlıdır ve beyin üzerinde hızla basınç oluşturur. Klinik tablosu “lusid interval” olarak adlandırılan kısa bir bilinç kaybı sonrası hastanın kendine gelmesi ve sonrasında hızlıca komaya giden nörolojik kötüleşme görülmesidir. Bu tablo klasik bir görünüm olmakla birlikte hastaların %20 gibi bir oranında izlenir. Epidural hematom beyne bası yaparak herniasyona yol açabileceğinde dolayı acil cerrahi gerektirebilecek bir nöroşirürjikal acil durumdur. Erken tanı ve müdahale ile genelde subdural hematoma göre daha iyi bir seyre sahiptir.

 

Beyin kanaması sonrası iyileşme, genellikle aylar hatta yıllar süren, zorlu ve genellikle tam olmayan bir süreçtir. Hastanın fonksiyonel kazanımlarının en hızlı olduğu dönem, genellikle olayı takip eden ilk altı aydır. Hayatta kalan hastalar, kanamanın beyinde etkilediği bölgeye bağlı olarak çok çeşitli ve kalıcı sekellerle mücadele etmek zorunda kalabilirler. Bu sekeller arasında vücudun bir yarısında güçsüzlük veya felç (hemiparezi/hemipleji), konuşma ve anlama güçlükleri (afazi), yutma sorunları (disfaji), hafıza, dikkat, problem çözme gibi bilişsel bozukluklar, depresyon ve anksiyete gibi duygusal problemler yer alır.

Bu karmaşık sorunlar yumağıyla başa çıkabilmek ve hastanın mümkün olan en yüksek fonksiyonel bağımsızlık düzeyine ulaşmasını sağlamak için koordineli ve multidisipliner bir rehabilitasyon yaklaşımı esastır . 

 

Araştırmalardaki Yeni Ufuklar

Beyin kanaması tedavisindeki mevcut stratejiler, büyük ölçüde tekrar kanamayı önlemeye ve kanamanın neden olduğu kitle etkisini azaltmaya odaklanmıştır. Ancak, özellikle intraserebral kanama alanında yapılan çalışmalarda cerrahi etkinin kısıtlı kalması, hasarın sadece pıhtının mekanik basısından kaynaklanmadığını ortaya koymuştur. Neticede araştırmaların odağı, hematomun parçalanmasıyla ortaya çıkan toksik kan ürünlerinin (örneğin, demir, hemoglobin) tetiklediği ikincil beyin hasarı mekanizmalarını anlamaya yönelmiştir. Bu durum tedavi paradigmasında da değişime yol açmıştır. Amaç, sadece pıhtıyı çıkarmak değil aynı zamanda çevredeki beyin dokusunu korumak haline gelmiştir. Yeni araştırmalar ile pıhtı çevresindeki beyin dokusunda gelişen karmaşık biyokimyasal süreci hedeflemiştir. Bu süreçte demirin neden olduğu oksidatif stres ve ferroptoz önemli bir rol oynamaktadır. Gelecekteki tedavi stratejilerinin etkili ve minimal invaziv bir cerrahi ile birlikte ikincil hasara daha çok yoğunlaşması beklenmektedir.

 

referanslar
  • Naidech AM. Intracranial hemorrhage. Am J Respir Crit Care Med. 2011;184(9):998-1006. doi:10.1164/rccm.201103-0475CI
  • Tenny S, Das JM, Thorell W. Intracranial Hemorrhage. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2025 Jan

  • Wang S, Zou XL, Wu LX, et al. Epidemiology of intracerebral hemorrhage: A systematic review and meta-analysis. Front Neurol. 2022;13:915813. Published 2022 Sep 16. 

  • Magid-Bernstein J, Girard R, Polster S, et al. Cerebral Hemorrhage: Pathophysiology, Treatment, and Future Directions. Circ Res. 2022;130(8):1204-1229. 

  • Morgenstern LB, Hemphill JC 3rd, Anderson C, et al. Guidelines for the management of spontaneous intracerebral hemorrhage: a guideline for healthcare professionals from the American Heart Association/American Stroke Association. Stroke. 2010;41(9):2108-2129. 

  • Ziu E, Khan Suheb MZ, Mesfin FB. Subarachnoid Hemorrhage.  Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2025 Jan

  • Hoh BL, Ko NU, Amin-Hanjani S, et al. 2023 Guideline for the Management of Patients With Aneurysmal Subarachnoid Hemorrhage: A Guideline From the American Heart Association/American Stroke Association  Stroke. 2023;54(7):e314-e370. 

  • Pierre L, Kondamudi NP. Subdural Hematoma. . In: StatPearls. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2025 Jan.

  • Nouri A, Gondar R, Schaller K, Meling T. Chronic Subdural Hematoma (cSDH): A review of the current state of the art. Brain Spine. 2021;1:100300. Published 2021 Nov 2.

  • McGurgan IJZiai WCWerring DJ, et al Acute intracerebral haemorrhage: diagnosis and management Practical Neurology 2021;21:128-136

 

İçerik Son Güncellenme Tarihi:17.11.2025