BEYİN ANEVRİZMALARI
Beyin anevrizmalarına Genel Bakış
Beyin anevrizması tanısı duyan pek çok kişi için endişe verici olabilir, ancak bu durumun ardındaki gerçeklik oldukça katmanlı ve inceliklidir. En basit tanımıyla beyin anevrizması, beyindeki bir atardamarın duvarındaki zayıf bir noktanın kan akışının basıncıyla dışarı doğru balonlaşmasıdır. Bu durum, damar duvarında bir tür “baloncuk” oluşmasına neden olur. Genelde beyin cerrahisi pratiğinde anlatırken kafada bir saatli bomba olduğu metaforu kullanılır. Bir saniye sonra da patlayabilir, ömrün boyunca da patlamayabilir. Bu metafor her ne kadar oldukça korkutucu olsa da bir gerçektir. Beyin anevrizması tanısında yapılması gereken en önemli şey anevrizma rüptüre olmadan önce etkili bir tedaviye hızla ulaşmaktır. Bilimsel çalışmalar, yetişkin nüfusun yaklaşık %3 ila %5’inde yırtılmamış (rüptüre olmamış) beyin anevrizması bulunduğunu göstermektedir. Bu anevrizmaların çoğu küçük kalır, herhangi bir belirtiye neden olmaz ve yaşam boyu yırtılmaz. Ancak bir anevrizma yırtıldığında, subaraknoid kanama (SAK) olarak bilinen ciddi bir inme türüne yol açar ve bu durum hayati tehlike oluşturabilir.
Bu kapsamlı rehberde, beyin anevrizmalarının bilimsel yönünden bahsedeceğim. Kimlerin risk altında olduğunu, anevrizmaların neden oluştuğunu, farklı türlerini, tehlike sinyallerini ve günümüzün gelişmiş tedavi seçeneklerini ayrıntılı olarak ele alacağız. Amacım, bu karmaşık konuyu anlaşılır bir dille açıklayarak, hastaların ve yakınlarının bilinçli kararlar almasına yardımcı olmaktır.
Yırtılmamış beyin anevrizmaları, genel yetişkin nüfusun %3.2 ila %5’ini etkileyen, sanıldığından daha yaygın bir durumdur. Son yıllarda anevrizma tanılarında bir artış gözlemlenmektedir. Ancak bu artış, anevrizmaların daha sık oluşmasından ziyade, Manyetik Rezonans (MR) ve Bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi yüksek çözünürlüklü görüntüleme tekniklerinin daha yaygın kullanılması ve kalitesinin artmasıyla ilişkilidir. Yani, daha önce fark edilmeyen rüptüre olmamış anevrizmalar artık daha kolay tespit edilmektedir. Anevrizmanın en tehlikeli sonucu olan yırtılma ve buna bağlı subaraknoid kanamanın (SAK) görülme oranı ise çok daha düşüktür ve yaklaşık olarak her 100,000 kişide 6 vaka olarak rapor edilmektedir. Anevrizmalar genellikle yetişkinlik döneminde gelişir. Tanı anındaki ortalama yaş 50 ila 57 arasında değişmektedir. Yaş ilerledikçe anevrizma yırtılma riski de artmaktadır. Beyin anevrizmaları kadınlarda erkeklere göre daha yaygındır. Yapılan çalışmalarda bazı hasta gruplarında hastaların %73’ünün kadın olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, birden fazla anevrizma taşıma olasılığı kadınlarda daha yüksektir. Epidemiyolojik veriler ilginç bir çelişkiyi ortaya koymaktadır: Anevrizmalar kadınlarda daha sık görülmesine rağmen, bazı kanıtlar erkeklerin daha sık olarak anevrizma yırtılmasıyla başvurduğunu göstermektedir. Bu durum, riskin sadece anevrizma oluşumuyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda anevrizmanın ilerlemesi ve yırtılmasıyla da ilgili olduğunu düşündürmektedir. Bu paradoksun ardında yatan mekanizmalar karmaşıktır. Bilimsel bir hipotez, erkeklerde gelişen anevrizmaların yapısal olarak daha dayanıksız olabileceğidir. Nitekim bir çalışmada, erkeklerdeki anevrizma duvarlarının histolojik olarak daha zayıf yapıda olduğu bulunmuştur. Bu, daha az sayıda erkeğin anevrizma geliştirmesine rağmen, geliştirdikleri anevrizmaların doğası gereği yırtılmaya daha yatkın olabileceği anlamına gelir. Bir diğer önemli faktör ise risk faktörlerinin yönetimidir. Aynı çalışmada, yüksek tansiyon kontrolünün kadınlarda daha etkili olduğu belirtilmiştir. Hipertansiyon, anevrizma yırtılması için en önemli risk faktörlerinden biri olduğundan, erkeklerdeki yetersiz tansiyon kontrolü, yırtılma riskini artırıyor olabilir. Sonuç olarak, risk değerlendirmesi karmaşık bir süreçtir. Kadınların anevrizma tanısı alma olasılığı daha yüksekken, erkekler anevrizma duvarının daha zayıf olması ve hipertansiyon gibi risk faktörlerini daha az etkin yönetmeleri gibi nedenlerle daha yüksek bir yırtılma riskiyle karşı karşıya olabilirler.
BEYİN ANEVRİZMALARI NEDEN GELİŞİR ?
Beyin anevrizmalarının oluşumu, tek bir nedene bağlanamayan, karmaşık ve çok faktörlü bir süreçtir. Bu süreç; genetik yatkınlık, değiştirilebilir yaşam tarzı faktörleri ve kan damarları üzerindeki mekanik stresin birleşiminden etkilenir. Beyin atardamarları, vücudun diğer damarlarına kıyasla yapısal olarak bazı farklılıklara sahiptir; örneğin dış elastik tabakalarının olmaması, onları basınca karşı daha hassas hale getirir. Anevrizmalar da genellikle damarların çatallandığı, kan akışının türbülanslı olduğu ve damar duvarına daha fazla baskı uyguladığı noktalarda ortaya çıkar.
Genetik ve Doğuştan Gelen Faktörler
Ailede anevrizma öyküsü olması, bireyin riskini artıran önemli bir faktördür.
Bazı genetik hastalıklar da anevrizma riskini belirgin şekilde yükseltir. Bunlar arasında Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPBH), Ehlers-Danlos sendromu ve Marfan sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları bulunmaktadır
Anevrizma risk faktörleri izole bir şekilde hareket etmez; aksine, birbirini tetikleyen ve güçlendiren bir yıkım zinciri oluştururlar. Bu bağlantının merkezinde uyku, tansiyon ve sigara üçgeni yer alır. Bilimsel veriler, hipertansiyonun, uykusuzluk ile beyin anevrizmaları arasındaki ilişkinin %50’sinden fazlasına aracılık eden kritik bir faktör olduğunu göstermektedir. Bu, uykusuzluğun sadece kendi başına bir risk faktörü olmakla kalmayıp, aynı zamanda anevrizma için birincil bir neden olan yüksek tansiyonu da tetiklediği veya kötüleştirdiği anlamına gelir. Eğer bu tabloya sigara kullanımı da eklenirse, riskler katlanarak artar. Sigara, damar duvarının en iç katmanına doğrudan zarar vererek bu kısır döngünün her aşamasını alevlendirir. Bu durum, yaşam tarzı seçimlerinin nasıl bir zincirleme reaksiyon başlatabileceğini açıkça göstermektedir: Kötü uyku alışkanlıkları yüksek tansiyona, yüksek tansiyon damar duvarında artan strese ve bu da anevrizma oluşumuna veya büyümesine zemin hazırlar. Bu nedenle, risk yönetiminde tek bir faktöre odaklanmak yerine, bu birbiriyle bağlantılı risklerin tümünü ele alan bütüncül bir yaklaşım gereklidir.
Beyin anevrizmalarını doğru bir şekilde sınıflandırmak, hem risk değerlendirmesi hem de tedavi planlaması için hayati önem taşır. Sınıflandırma genellikle anevrizmanın şekline (morfoloji), boyutuna ve beyindeki konumuna göre yapılır.
Sakküler (Kese Şeklinde) Anevrizmalar: “Böğürtlen” anevrizmaları olarak da bilinen bu tip, tüm beyin anevrizmalarının yaklaşık %90’ını oluşturan en yaygın türüdür. Genellikle damarların dallanma noktalarında, özellikle de beynin tabanında yer alan Willis Poligonu’nda yuvarlak, kese benzeri bir çıkıntı olarak görülürler.
Fuziform (İğ Şeklinde) Anevrizmalar: Bu tip anevrizmalar, damarın sadece bir yanından dışarı doğru balonlaşmak yerine, damar segmentinin tamamının iğ şeklinde genişlemesiyle karakterizedir. Sakküler anevrizmalara göre daha nadir görülürler.
Diğer Tipler: Daha nadir görülen anevrizma tipleri arasında dissekan (damar duvarının katmanlarının ayrılmasıyla oluşan), mikotik (enfeksiyona bağlı) ve blister (su toplayan kabarcık benzeri) anevrizmalar bulunur. Ayrıca, anevrizmanın düzensiz bir şekle sahip olması, yırtılma riskini artıran önemli bir faktördür
Anevrizmanın boyutu, yırtılma riskini belirleyen en kritik faktörlerden biridir; genel kural olarak, anevrizma ne kadar büyükse yırtılma riski o kadar yüksektir. Anevrizmalar genellikle küçük, büyük ve dev olarak sınıflandırılır. Ancak, bu sınıflandırmanın standart bir tanımı olmaması, hem bilimsel çalışmaları karşılaştırmayı hem de klinik karar vermeyi zorlaştıran bir durumdur.
Anevrizmanın beyindeki konumu, hem belirtileri hem de yırtılma riskini doğrudan etkiler.
Sakküler anevrizmaların yaklaşık %90’ı, beynin ön kısmındaki kan dolaşımını sağlayan “anterior sirkülasyon”da bulunur.
En sık görüldükleri yerler şunlardır: anterior komünikan arter (AcoA), posterior komünikan arter (PCoA) ve orta serebral arter (MCA).
Konum, yırtılma riskini belirlemede kritik bir faktördür. Posterior sirkülasyon (beynin arka kısmı) ve AcoA’da yer alan anevrizmaların, küçük olsalar bile, diğer bölgelerdeki anevrizmalara göre daha yüksek yırtılma riskine sahip olduğu bilinmektedir.
Yırtılmamış Anevrizmalar: Çoğunlukla Sessizdir
Yırtılmamış beyin anevrizmalarının büyük çoğunluğu herhangi bir belirti vermez ve genellikle başka bir nedenle yapılan beyin görüntülemeleri sırasında tesadüfen saptanır. Ancak, anevrizma yeterince büyürse, çevresindeki sinirlere veya beyin dokusuna baskı yaparak “kitle etkisi” olarak adlandırılan belirtilere yol açabilir. Bu belirtiler şunları içerebilir:
Gözün arkasında veya üstünde ağrı
Göz bebeğinde genişleme, bulanık veya çift görme (bu durum, anevrizmanın görme veya göz hareketlerini kontrol eden sinirlere baskı yaptığını gösterir)
Yüzün bir tarafında uyuşma
Yırtılma olmaksızın giderek artan veya sürekli hale gelen baş ağrıları
Yırtılmış Anevrizma: Tıbbi Bir Acil Durum (Subaraknoid Kanama)
Bir anevrizma yırtıldığında, beyin ve onu çevreleyen ince zarlar arasına kan sızar. Bu duruma subaraknoid kanama (SAK) denir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.
“Gök Gürültüsü” Baş Ağrısı: Yırtılmış bir anevrizmanın en belirgin ve klasik semptomu, aniden başlayan, patlayıcı ve dayanılmaz şiddetteki baş ağrısıdır. Hastalar bu ağrıyı sıklıkla “hayatımın en kötü baş ağrısı” olarak tanımlar.
Akut Belirtiler: Şiddetli baş ağrısına ek olarak şu belirtiler de görülebilir: bulantı ve kusma, ense sertliği (meningismus), ışığa karşı hassasiyet (fotofobi), nöbet, kafa karışıklığı ve bilinç kaybı.
Tam bir yırtılmadan önce, bazı anevrizmalar küçük miktarlarda kan sızdırabilir. Bu durum, “nöbetçi” veya “uyarıcı” baş ağrısı olarak bilinen bir belirtiye yol açar. Bu, genellikle gözden kaçan ancak hayati önem taşıyan bir uyarı işaretidir. Bu baş ağrısı, yine ani ve şiddetlidir, ancak tam yırtılmadaki kadar yıkıcı olmayabilir ve birkaç gün sürebilir. Bu, hastanın potansiyel olarak ölümcül bir tam yırtılma yaşanmadan önce tıbbi yardım alması için sınırlı bir fırsat penceresi olduğu anlamına gelir. Bu nedenle, daha önce benzeri yaşanmamış, ani ve şiddetli herhangi bir baş ağrısı, geçse bile mutlaka bir acil servis tarafından değerlendirilmelidir.
BEYİN ANEVRİZMALARI NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
Yırtılmamış bir beyin anevrizması tanısı konulduğunda, hastayı ve hekimleri karmaşık bir karar süreci bekler. Temel amaç, anevrizmanın yaşam boyu yırtılma riskini, olası bir önleyici tedavinin riskleriyle karşılaştırmaktır.
Her anevrizma tedavi gerektirmez. Karar, multidisipliner bir ekip tarafından, birçok faktör göz önünde bulundurularak verilir:
Anevrizmaya bağlı faktörler: Boyut (genellikle 7 mm’den büyük olanlar daha risklidir), konum (beynin arka kısmındaki posterior sirkülasyon anevrizmaları daha risklidir) ve morfoloji (düzensiz şekil, üzerinde ek baloncukların olması gibi).
Hastaya bağlı faktörler: Hastanın yaşı, beklenen yaşam süresi, genel sağlık durumu ve sigara kullanımı veya kontrolsüz hipertansiyon gibi ek risk faktörlerinin varlığı.
Küçük ve düşük riskli anevrizmalar için “dikkatli bekleme” veya konservatif yönetim tercih edilebilir. Bu yaklaşım, anevrizmanın boyutunda veya şeklinde bir değişiklik olup olmadığını görmek için MRA veya CTA gibi görüntüleme yöntemleriyle düzenli aralıklarla takip edilmesini içerir.
Birincil Tedavi Yöntemleri: Klipsleme ve Koilleme
Tedavi kararı verildiğinde, iki ana yöntem öne çıkar: cerrahi klipsleme ve endovasküler koilleme.
Cerrahi Klipsleme (Clipping): Bu yöntemde, bir beyin cerrahı kraniyotomi (kafatası kemiğinin bir kısmının geçici olarak çıkarılması) yaparak anevrizmaya ulaşır. Anevrizmanın boynuna küçük bir titanyum klips yerleştirilerek kanın anevrizma kesesine girmesi kalıcı olarak engellenir ve anevrizma dolaşımdan dışlanır.
Endovasküler Koilleme (Coiling): Bu minimal invaziv bir prosedürdür. Genellikle kasıktaki bir atardamardan girilen ince bir kateter, kan damarları içinden beyne kadar yönlendirilir. Kateterin içinden, anevrizma kesesinin içine yumuşak platin sarmallar (koiller) yerleştirilir. Bu koiller, kese içinde pıhtılaşmayı tetikleyerek anevrizmayı doldurur ve kan akışını engeller.
Akım Çeviriciler (Flow Diverters): Bu teknoloji, anevrizma tedavisinde bir “paradigma kaymasını” temsil eder. Geleneksel olarak anevrizma kesesini doldurmak yerine, bu stent benzeri cihazlar doğrudan anevrizmanın çıktığı ana damarın içine yerleştirilir. Mekanizmaları tamamen hemodinamiktir: Kan akışını anevrizmadan uzağa yönlendirerek, kesenin içinin zamanla yavaş yavaş pıhtılaşmasını ve büzülmesini sağlarlar. Bu sırada, cihazın üzerinde yeni bir damar iç yüzeyi (endotel) oluşarak ana damarı yeniden yapılandırır ve iyileştirir. Bu yöntem, özellikle klipsleme veya koillemenin zor veya imkansız olduğu dev, geniş boyunlu veya fuziform anevrizmalar gibi en zorlu vakalar için devrim niteliğinde bir çözüm sunar.
Anevrizma, kanama sonrası ilk 24 saat içinde tedavi edilmelidir.
Posterior sirkülasyonda (beynin arka kısmı) yer alan anevrizmalar için genellikle endovasküler koilleme tercih edilir.
Anterior sirkülasyon (beynin ön kısmı) anevrizmaları için ise hem klipsleme hem de koilleme geçerli seçeneklerdir ve karar, vakaya özgü faktörlerin değerlendirilmesiyle verilir.
Beyin anevrizması tanısı, doğal olarak endişe yaratan bir durumdur. Ancak modern tıp, bu alanda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu rehberden çıkarılması gereken en kritik mesajlar şunlardır:
- Yüksek tansiyonu kontrol etmek ve sigarayı bırakmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri, anevrizma riskini yönetmede oldukça önemlidir.
- Çoğu anevrizma tesadüfen bulunur, küçüktür ve düşük risk taşır. Her anevrizma acil bir tehdit değildir. Ancak muhakkak nörovasküler cerrahi ile ilgilenen bir beyin cerrahı ile görüşülmelidir.
- Cerrahi klipsleme, endovasküler koilleme ve akım çeviriciler gibi son derece etkili ve sürekli gelişen tedavi seçenekleri mevcuttur. Tedavi, her hastanın ve anevrizmanın kendine özgü durumuna göre titizlikle planlanmalıdır.
Beyin Anevrizmaları Hakkında Sık Sorulan Sorular (FAQ)
REFERANSLAR
- Rice-Canetto, Tyler E et al. “A Review of the Current Literature on Cerebral Aneurysms.” Cureus vol. 17,3 e80223. 7 Mar. 2025,
- Seibert, Brad et al. “Intracranial aneurysms: review of current treatment options and outcomes.” Frontiers in neurology vol. 2 45. 8 Jul. 2011,
- Belavadi, Rishab et al. “Surgical Clipping Versus Endovascular Coiling in the Management of Intracranial Aneurysms.” Cureus vol. 13,12 e20478. 17 Dec. 2021,
- Adamou A, Alexandrou M, Roth C, Chatziioannou A, Papanagiotou P. Endovascular Treatment of Intracranial Aneurysms. Life. 2021; 11(4):335.
- Hackenberg, Katharina A M et al. “Unruptured Intracranial Aneurysms.” Stroke vol. 49,9 (2018): 2268-2275.
- Chung, Charlotte Y et al. “Imaging Intracranial Aneurysms in the Endovascular Era: Surveillance and Posttreatment Follow-up.” Radiographics : a review publication of the Radiological Society of North America, Inc vol. 42,3 (2022): 789-805.
- Ali, Mariam et al. “Risk Factors of Aneurysmal Subarachnoid Hemorrhage Including Analysis by Sex: A Systematic Review and Meta-Analysis.” Neurology vol. 104,8 (2025): e213511.
- Zhong, Ping et al. “Effect of Renin-Angiotensin-Aldosterone System Inhibitors on the Rupture Risk Among Hypertensive Patients With Intracranial Aneurysms.” Hypertension (Dallas, Tex. : 1979) vol. 79,7 (2022): 1475-1486.
- Yan, Xiaofei, and Hongwu Li. “The impact of sleep problems on cerebral aneurysm risk is mediated by hypertension: a mediated Mendelian randomization study.” Frontiers in genetics vol. 15 1434189. 11 Oct. 2024,
- Hoh, Brian L et al. “2023 Guideline for the Management of Patients With Aneurysmal Subarachnoid Hemorrhage: A Guideline From the American Heart Association/American Stroke Association.” Stroke vol. 54,7 (2023): e314-e370.
- Merritt, William C et al. “Definitions of intracranial aneurysm size and morphology: A call for standardization.” Surgical neurology international vol. 12 506. 6 Oct. 2021,
- Cagnazzo, F et al. “Treatment of Middle Cerebral Artery Aneurysms with Flow-Diverter Stents: A Systematic Review and Meta-Analysis.” AJNR. American journal of neuroradiology vol. 38,12 (2017): 2289-2294.
İçerik Son Güncellenme Tarihi:19.11.2025
