beyin tümörleri
Beyin Tümörleri: Nedenleri, Belirtileri ve Güncel Tedavi Yöntemleri
Bir insanın hayatında duyabileceği en zor ve yorucu cümlelerden birisi kendisi veya yakını için “beyninizde bir lezyon var ! ” cümlesidir. Bu cümleyi duyduktan sonra kısa sürede endişe, korku ve belirsizlik hissi oluşmaya başlar ve bu durum oldukça ağır bir durumdur.
Beyin tümörü şüphesi veya tanısı, hastalar ve aileleri için derin bir endişe ve korku kaynağıdır. Bu karmaşık konuyu, bilimsel temellere dayanan, güncel ve anlaşılır bilgilerle aydınlatmak, bu sürecin getirdiği belirsizlikleri azaltmayı hedefler. Bu makalenin amacı, beyin tümörlerinin gizemini ortadan kaldırarak, ne olduklarından en yeni tedavi ufuklarına kadar uzanan bir yolculukta size rehberlik etmektir.
“Beyin tümörü” tek bir hastalık değildir; aksine, her birinin kendine özgü biyolojisi, prognozu ve tedavi yaklaşımı olan 100’den fazla farklı türü içeren geniş bir hastalık grubudur. Bu tümörlerin bazıları ne yazık ki ölümcül olsa da, teşhis ve tedavideki önemli ilerlemeler birçok hasta için umut ve daha iyi sonuçlar sunmaktadır. Bu rapor, bir tümörün ne olduğunu anlamaktan başlayarak, nedenlerini, belirtilerini ve en son tedavi yöntemlerini keşfetmeye kadar size kapsamlı bir bakış açısı sunacaktır.
Beyin Tümörü Nedir?
Beyin tümörü, beyin içinde veya merkezi sinir sisteminde (MSS) anormal hücrelerin büyümesi olarak tanımlanır. Bu anormal büyümeleri anlamak için ilk olarak en kritik sınıflandırmaları bilmek gerekir.
Primer ve Sekonder (Metastatik) Tümörler
Beyin tümörleri köken aldıkları yere göre iki ana gruba ayrılır ve bu ayrım, tedavi stratejisinin temelini oluşturur.
Primer (Birincil) Tümörler: Doğrudan beynin kendi hücrelerinden veya beynin zarları ve sinirleri gibi yakın çevresindeki dokulardan kaynaklanır. Bu tümörler nadiren beyin ve omurilik dışına yayılır.
Sekonder (Metastatik) Tümörler: Yetişkinlerde çok daha yaygındır ve kafatası içindeki tümörlerin çoğunluğunu oluştururlar. Bu tümörler, vücudun başka bir yerinde (örneğin akciğer, meme, cilt) başlayan kanserlerin beyne yayılması (metastaz yapması) sonucu oluşur.
İyi Huylu (Benign) ve Kötü Huylu (Malign): Kritik Bir Ayrım
Tümörlerin davranış biçimleri, onları iyi huylu veya kötü huylu olarak sınıflandırmamızı sağlar.
İyi Huylu (Benign) Tümörler: Kanserli olmayan hücrelerden oluşurlar. Genellikle yavaş büyürler ve cerrahi olarak çıkarılmalarını kolaylaştıran net, belirgin sınırlara sahiptirler. Çoğu menenjiyom, hipofiz adenomu ve pilositik astrositom bu gruba örnektir.
Kötü Huylu (Malign) Tümörler: Bunlar kanserli tümörlerdir. Hızla büyürler ve parmak benzeri düzensiz uzantılarla çevrelerindeki sağlıklı beyin dokusunu istila ederler. Bu durum, tümörün tamamen çıkarılmasını zorlaştırır.
Bu noktada önemli bir gerçeği vurgulamak gerekir: “İyi huylu” beyin tümörü demek, “zararsız” anlamına gelmez. Kafatası kemiklerden oluşan kapalı ve sert bir kutu olduğu için, iyi huylu bir tümör bile beynin hayati bir bölgesinde büyüyerek önemli yapılara baskı yaparsa veya kafa içi basıncı artırırsa hayatı tehdit edici olabilir. Dolayısıyla, bir tümörün konumu, hücresel yapısı kadar önemlidir.
DSÖ Derecelendirme Sistemi: Agresifliğin Ölçüsü
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tümörleri en son sınıflandırmada A1’den 4’e kadar bir ölçekte derecelendirir. Bu derece, tümörün olası büyüme hızını ve agresifliğini yansıtır.
Derece 1: İyi huylu, yavaş büyüyen hücreler. Mikroskop altında neredeyse normal görünürler. Genellikle uzun süreli sağkalım ile ilişkilidir ve sadece cerrahi ile potansiyel olarak tedavi edilebilirler.
Derece 2: Nispeten yavaş büyürler ancak yakındaki dokuyu istila edebilir ve bazen daha yüksek dereceli bir tümör olarak tekrarlayabilirler (nüks edebilirler).
Derece 3: Kötü huylu, hücreler aktif olarak çoğalır ve anormal görünür. Yakındaki beyin dokusunu istila ederler ve genellikle daha yüksek bir derece olarak nüks etme eğilimindedirler.
Derece 4: En kötü huylu ve agresif tümörlerdir. Hızlı büyürler, yakındaki dokuyu istila ederler ve büyümelerini sürdürmek için yeni kan damarları oluştururlar. Merkezlerinde genellikle ölü doku alanları (nekroz) bulunur. Glioblastom bu derecenin klasik örneğidir
Epidemiyoloji: Beyin Tümörlerinin Sıklığı
DSÖ’nün Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından yayınlanan GLOBOCAN 2022 verilerine göre, dünya genelinde tahmini olarak 321,731 yeni beyin ve merkezi sinir sistemi (MSS) kanseri vakası görülmüştür. Aynı dönemde 248,500 ölüm meydana geldiği görülmüştür. Bu veriler beyin tümörlerinin önemini gözler önüne sermektedir: Beyin tümörleri, akciğer veya meme kanseri gibi diğer kanser türlerine göre nispeten nadir olsalar da , beyindeki konumları ve agresif doğaları nedeniyle orantısız miktarda morbidite (hastalık yükü) ve mortaliteye (ölüm) neden olurlar.
Yaş: Çoğu beyin tümörünün riski yaşla birlikte artar. En agresif primer tümör olan glioblastom (GBM), 60’lı ve 70’li yaşlarda en yüksek görülme sıklığına ulaşır. Bununla birlikte, beyin tümörleri aynı zamanda çocuklarda (0-19 yaş) en sık görülen solid tümördür ve bu yaş grubundaki ikinci önde gelen kanser ölüm nedenidir.
Cinsiyet: Belirgin bir cinsiyet farkı vardır. Erkeklerde, özellikle gliomlar olmak üzere çoğu primer malign tümör daha yüksek oranlarda görülür. Kadınlarda ise tam tersine, en başta menenjiyomlar olmak üzere malign olmayan (iyi huylu) tümörler daha sık görülür.
Etnisite: Veriler, Kafkas kökenli bireylerin, Afrika veya Asya kökenli bireylere göre gliomlardan daha sık etkilendiğini göstermektedir.
Beyin Tümörlerinde Sağkalım Oranları ve Prognoz
Sağkalım oranları, tümörün tipine, derecesine ve moleküler profiline bağlı olarak büyük ölçüde değişkenlik gösterir. Tüm primer malign beyin tümörleri için 5 yıllık sağkalım oranı yaklaşık %36’dır. Bu oran, tümör tipine göre keskin bir şekilde farklılaşır: Pilositik astrositom (Derece 1) için 10 yıllık sağkalım %90’ı aşabilirken, glioblastom (Derece 4) için 5 yıllık sağkalım oranı %6.8 ila %9.8 gibi çarpıcı derecede düşüktür.
Bu noktada, “ortalama” bir sağkalım istatistiğinin yanıltıcı olabileceğini anlamak hayati önem taşır. “Beyin kanseri” için tek bir sağkalım oranı sunmak bilimsel olarak doğru olmadığı gibi, daha düşük dereceli bir tümör tanısı almış bir hasta için de korkutucu olabilir. Veriler, prognozun tümör tipleri arasında aşırı değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, genel ve korkutucu bir istatistikten ziyade, modern tıbbın sunduğu spesifik ve kişiselleştirilmiş tanının önemini vurgular. Detayların ne kadar önemli olduğunu bilmek, hastayı belirsizlikten kurtarıp güçlendirebilir.
Beyin Tümörlerinin Nedenlerini Anlamak
Beyin tümörlerinin nedenleri üzerine yapılan araştırmalar, kesin cevaplardan çok, ipuçları ve elenen olasılıklar sunmaktadır.
Beyin tümörleriyle ilgili en temel gerçek şudur: Vakaların büyük çoğunluğunda neden bilinememektedir. Tümörlerin yalnızca küçük bir yüzdesi, kanıtlanmış risk faktörlerine bağlanabilir. Bu durum, bir tanı alan hastalar için önemli bir psikolojik rahatlama sağlayabilir. Çoğu zaman, hastaların yaşam tarzı seçimleri veya maruziyetlerinin tümörle bir ilgisi yoktur. Yani “ben neyi yanlış yaptım da başıma bu geldi” düşüncesi bu süreçte doğru bir düşünce değildir. Asıl odaklanılması gereken sorular ” Bundan sonra ne yapabilirim? En uygun tıbbi tedavi seçeneğine nasıl ulaşabilirim? Tedavi sürecimde moralimi ve motivasyonumu nasıl yüksek tutabilirim?” şeklinde olmalıdır.
Bilimsel Olarak Kanıtlanmış Risk Faktörleri
Yüksek Doz İyonize Radyasyon: Bu, beyin tümörleri için evrensel olarak onaylanmış önemli çevresel risk faktörüdür. Kanıtlar, başka rahatsızlıklar (çocukluk çağı lösemisi veya tinea capitis gibi) için baş bölgesine tedavi amaçlı radyasyon alan bireyler ve atom bombası felaketinden kurtulanlar üzerinde yapılan çalışmalardan gelmektedir.
Nadir Kalıtsal Sendromlar: Beyin tümörlerinin yaklaşık %5-10’u, kalıtsal genetik sendromlarla ilişkilidir. Bunlar arasında Nörofibromatozis (NF1 ve NF2), Tuberoskleroz, Li-Fraumeni sendromu ve Turcot sendromu bulunur. Bu sendromlar nadir olsalar da, araştırmacılara tümör oluşumunda rol oynayan genetik yollar hakkında çok değerli ipuçları sağlarlar.
Yaygın Endişeler (Bilimsel olarak Kanıtlanmamış Faktörler)
Cep Telefonu Kullanımı ve Elektromanyetik Alanlar: Kamuoyundaki endişelere rağmen, yapılan çalışmalar cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasında nedensel bir bağlantıyı destekleyecek yeterli kanıt bulamamıştır.
Diyet, Sigara ve Alkol: İşlenmiş et (nitrozamin içeren) gibi diyet faktörleri ve sigara kullanımı üzerine yapılan çalışmalar, gliom veya GBM riskini artırdığına dair net bir bağlantı ortaya koymamıştır. Tütün dumanındaki gibi yaygın kanserojenlerin neden beyin tümörleriyle net bir ilişkisi olmadığı sorusu, kan-beyin bariyerinin koruyucu rolünü akla getirir. Bu bariyer, beyne giren maddeleri sıkı bir şekilde kontrol ederek beyni birçok zararlı ajana karşı korur. Kanserojenlerin bu bariyeri aşabilmesi , çoğu insanda tümör oluşumunu tetiklemek için yeterli olmayabilir. Ancak sigara içiminin başta akciğer kanseri olmak üzere bir çok kanser türünde önemli rol oynadığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Primer beyin tümörleri ile ilişkisi bulunmamış olsa bile kansere yol açarak beyin metastazına netice oluşturabileceği bilinmektedir. Sigara kullanımı sağlığa ciddi derecede zarar vermektedir.
Kafa Travması: Şiddetli bir kafa travmasının beyin tümörü geliştirme riskini artırdığına dair kesin bir kanıt yoktur.
Alerji – Gliom Paradoksu
Birçok büyük çalışma, ilginç bir ters ilişki bildirmiştir: Alerji veya astım, egzama gibi atopik hastalık öyküsü olan kişilerde gliom geliştirme riski daha düşüktür. Bu bulgu, bağışıklık sisteminin beyin tümörlerinin gelişiminde merkezi bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Bir yanda, alerji durumundaki aşırı aktif bir bağışıklık sistemi gliomlara karşı koruyucu görünürken; diğer yanda, baskılanmış bir bağışıklık sisteminin primer MSS lenfomaları için bilinen bir risk faktörü olması , bağışıklık sisteminin beyindeki dengeleyici rolünü vurgular. Uyanık bir bağışıklık sistemi, kanser öncesi glial hücreleri tanıyıp yok edebilirken, zayıflamış bir sistem kanserli lenfositlerin çoğalmasını kontrol edemeyebilir. Bu durum, nedenlerin anlaşılmasının, modern tedavi yöntemlerinden biri olan immünoterapinin nasıl işlediğine dair önemli bir köprü kurar.
2021 DSÖ Beyin Tümörleri Sınıflandırması
Beyin tümörlerinin teşhisi ve sınıflandırılması son yıllarda bir devrim yaşamıştır. 2021’de yayınlanan 5. DSÖ Sınıflandırması, bir paradigma değişikliğini temsil etmektedir. Artık tanı, sadece tümör hücrelerinin mikroskop altındaki görünümüne (histoloji) dayanmamaktadır. Yeni yaklaşım, patolojik tanı sırasında moleküler ve genetik özelliklerin tanıya entegre edilmesini zorunlu kılar. Bu, daha kesin, objektif ve prognoza yönelik tanılar konulmasını sağlar. Örneğin, histolojik olarak daha düşük dereceli bir gliom gibi görünen bir tümör, belirli moleküler belirteçlere sahipse, gerçek agresif doğasını yansıtacak şekilde Derece 4 glioblastom olarak yeniden sınıflandırılabilir.
Gliomlar, Glionöronal ve Nöronal Tümörler: Beynin “destek hücreleri” ve sinir hücrelerinden kaynaklanan tümörler
Ependimal Tümörler: Beynin sıvı dolu boşluklarını döşeyen hücrelerden kaynaklanan tümörler
Koroid Pleksus Tümörleri: Beyin omurilik sıvısını üreten dokudan kaynaklanan tümörler
Embriyonal Tümörler: Hızlı büyüyen ve en çok çocuklarda görülen tümörler
Pineal Tümörler: Pineal bezin içinde veya yakınında ortaya çıkan tümörler
Kraniyal ve Paraspinal Sinir Tümörleri: Sinirlerden kaynaklanan tümörler
Menenjiyomlar: Beynin koruyucu zarlarından kaynaklanan tümörler
Mezenkimal, Non-Menenjoteliyal Tümörler: Bağ dokularından kaynaklanan tümörler
Hematolenfoid Tümörler: Lenfomalar ve histiositik tümörler
Germ Hücreli Tümörler: Üreme hücrelerinden kaynaklanan tümörler
Sellar Bölge Tümörleri: Hipofiz bezi çevresindeki tümörler
Metastazlar: MSS’ye yayılmış kanserler
GLİOMLAR
Gliomlar, glial (destek) hücrelerden kaynaklanan geniş bir tümör kategorisidir ve tüm malign primer beyin tümörlerinin yaklaşık %81’ini oluşturur. 2021 DSÖ sınıflandırması, yetişkin tip diffüz gliomları moleküler profillerine göre üç ana gruba ayırır :
Astrositom, (IDH-mutant): IDH geninde bir mutasyon taşıyan diffüz bir gliom.
Oligodendrogliom, (IDH-mutant ve 1p/19q-kodelesyonu): Hem bir IDH mutasyonu hem de 1p ve 19q kromozom kollarının birlikte silinmesiyle (kodelesyon) tanımlanır. Bu spesifik moleküler imza, tümör tipini belirler.
Glioblastom, (IDH-wildtype): IDH mutasyonu olmayan, en yaygın ve en agresif tiptir.
GLİOBLASTOM (GBM)
GBM, yetişkinlerde en sık görülen malign primer beyin tümörüdür ve tüm malign beyin tümörlerinin yaklaşık %49’unu, tüm MSS tümörlerinin ise %14.5’ini oluşturur. Tanım gereği Derece 4 bir tümördür. Agresif tedaviye rağmen prognozu kötüdür ve medyan sağkalım süresi yaklaşık 15 aydır. 2021 DSÖ güncellemesi tanıyı daha da hassaslaştırmıştır: IDH-wildtype bir diffüz astrositik gliom, TERT promotör mutasyonu veya EGFR gen amplifikasyonu gibi anahtar moleküler belirteçlere sahipse, nekroz veya mikrovasküler proliferasyon gibi klasik mikroskobik özellikler olmasa bile GBM olarak teşhis edilebilir.
MENENJİOMLAR
Genel olarak en yaygın primer beyin tümörleridir, nadiren derece 2 ve 3 olarak görülebilse de çoğu iyi huyludur (Derece 1). Beyni ve omuriliği kaplayan koruyucu katmanlar olan meninkslerden kaynaklanırlar. Kadınlarda daha sık görülürler. Tedavi genellikle cerrahi ile başarılıdır; radyasyon ise daha yüksek dereceli veya tekrarlayan tümörler için saklanır.
METASTATİK (SEKONDER) TÜMÖRLER
Yetişkinlerde en sık görülen kafa içi tümörlerdir ve primer beyin tümörlerinden 3-10 kat daha sık ortaya çıkarlar. Sistemik kanserli hastaların %15-40’ında görülürler. Beyne en sık yayılan primer kanserler sırasıyla şunlardır: akciğer kanseri, meme kanseri, melanom, kolorektal kanser ve böbrek kanseri. Akciğer kanseri tek başına beyin metastazlarının %80 kadarını oluşturabilir.
BEYİN TÜMÖRLERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?
Beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün sağlıklı beyin dokusuna baskı yapması, onu istila etmesi veya kafatası içinde genel bir basınç artışına (intrakraniyal basınç, ICP) neden olmasıyla ortaya çıkar. Belirtiler büyük ölçüde tümörün boyutuna, büyüme hızına ve konumuna bağlıdır. Bu belirtilerin birçok başka durumdan da kaynaklanabileceğini, ancak yeni, kalıcı veya kötüleşen semptomların derhal tıbbi değerlendirme gerektirdiğini unutmamak önemlidir.
GENEL SEMPTOMLAR
Bu belirtiler, artan kafa içi basıncından kaynaklanır ve beynin belirli bir bölgesine işaret etmez:
Baş Ağrıları: En yaygın belirtidir ve hastaların yaklaşık %50’sinde görülür. Genellikle tipik baş ağrılarından farklı olarak tanımlanır, sabahları daha kötü olabilir ve öksürme veya ıkınma ile şiddetlenebilir. Ancak baş ağrısının bir çok nedene bağlı olabileceğini unutmayın !
Nöbetler: Bir yetişkinde yeni başlayan bir nöbet, önemli bir uyarı işaretidir. Nöbetler, hastaların %15-20’sinde ilk belirti olarak ortaya çıkar ve zamanla %50’ye varan oranda görülür.
Bilişsel ve Kişilik Değişiklikleri: Kafa karışıklığı, hafıza sorunları, konsantrasyon güçlüğü, kişilik veya davranış değişiklikleri.
Açıklanamayan Mide Bulantısı veya Kusma: Özellikle inatçı ise dikkate alınmalıdır.
Bu belirtiler, tümörün beynin hangi bölümünü etkilediğine dair ipuçları verir.
Frontal Lob (Ön Lob) | Kişilik/ruh hali değişiklikleri, engellenemeyen dürtüler, konsantrasyon güçlüğü, vücudun bir tarafında güçsüzlük, konuşma güçlüğü. |
Temporal Lob (Şakak Lobu) | Nöbetler, hafıza kaybı, işitme veya konuşmayı anlama güçlüğü, garip kokular veya hisler. |
Parietal Lob (Yan Lob) | Vücudun bir tarafında uyuşma veya güçsüzlük, mekansal farkındalıkta zorluk, okuma, yazma sorunları, sağ ile solu karıştırma. |
Oksipital Lob (Arka Lob) | Kısmi körlük veya yanıp sönen ışıklar görme gibi görme kaybı veya değişiklikleri. |
Serebellum (Beyincik) | Denge ve koordinasyon sorunları (ataksi), baş dönmesi, koordine olmayan hareketler, bulantı/kusma. |
Beyin Sapı | Çift görme, yutma veya konuşma güçlüğü, dengesizlik, solunum veya kalp atış hızında değişiklikler. |
Teşhis ve Tedavi: beyin tümörü tanısı aldım şimdi beni ne bekliyor ?
Süreç beyin tümörü şüphesiyle başlar, dikkatli bir teşhis ve kişiselleştirilmiş bir tedavi planı ile devam eder. Bu sürecin uzun ve zor bir süreç olduğu unutulmamalıdır.
İlk Değerlendirme: Detaylı bir anamnez ile hastanın şikayetleri dinlenir. Görme, işitme, denge, koordinasyon ve refleksleri test etmek için bir nörolojik muayene ile başlar.
Görüntüleme: Kontrastlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), beyin tümörlerini değerlendirmek için altın standart ve tercih edilen görüntüleme yöntemidir. Tümörün yerini, boyutunu ve diğer özelliklerini ortaya çıkarır.
Biyopsi: Kesin tanı, cerrahi bir biyopsi ile alınan bir doku örneği gerektirir. Bir nöropatolog, tümör tipini ve derecesini belirlemek için dokuyu inceler
Moleküler Profilleme: Biyopsi örneği, 2021 DSÖ kriterlerine göre doğru bir tanı koymak, prognozu tahmin etmek ve tedaviye yanıtı öngörmek için artık zorunlu olan IDH, 1p/19q, MGMT metilasyon durumu gibi anahtar genetik belirteçleri tanımlamak için moleküler testlere tabi tutulur.
Tedavi, tümörün tipi, derecesi, konumu ve moleküler profilinin yanı sıra hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna bağlı olarak kişiye özel olarak planlanmalıdır.
Cerrahi: Birincil amaç, kritik beyin fonksiyonlarına zarar vermeden tümörün mümkün olan en büyük kısmını çıkarmak olan “maksimal güvenli rezeksiyon”dur. Ameliyat sırasında kullanılan görüntüleme ve floresan gibi ileri teknikler cerrahlara bu hedefe ulaşmada yardımcı olur. Maksimal güvenli rezeksiyon çok önemli bir tanımdır. Çalışılan alan yani beyin vücudun en değerli yapılarından birisi olmasının yanı sıra oldukça hassastır. Burada tümörü olabilecek en fazla miktarda çıkartmak ana hedef olarak görülebilir ancak asıl hedef sağlıklı beyin dokusuna verilen hasarı en azda tutarak tümörün en fazla miktarını çıkarmaktır.
Radyoterapi (Işın Tedavisi): Tümör hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanır. Çoğu malign tümör için tedavinin standart bir parçasıdır ve genellikle ameliyattan sonra uygulanır.
Kemoterapi: Kanser hücrelerini yok etmek için ilaçlar kullanılır. Radyoterapi ile eş zamanlı ve sonrasında verilen oral alkilleyici ajan temozolomid (TMZ), glioblastom için değerlidir ve sağkalımı önemli ölçüde iyileştirdiği gösterilmiştir. PCV (prokarbazin, lomustin, vinkristin) gibi diğer rejimler diğer gliomlar için kullanılabilir.
Nöro-Onkolojinin Ufukları: Gelişen ve Yeni Tedaviler
Beyin tümörleri hem hayati tehlike oluşturma potansiyeli hem nispi yaygınlığı hem de kesin bir tedavi süreci oluşturulamaması nedeniyle araştırmacılar için önemli bir konudur. Tedavide seçenekler sadece “cerrahi, radyoterapi, kemoterapi” üçlüsü değildir. 2021 DSÖ sınıflandırması ile moleküler tanı yaklaşımı, tedavi seçeneklerimizi kökten değiştirmiştir. Örneğin, IDH-mutant, 1p/19q-kodeleli bir oligodendrogliom, artık doğrudan PCV kemoterapisi gibi belirli bir tedavi yolunu tercih etmeye ve daha iyi bir prognoza yönelmemizi sağlayabilir. Yani tedavi, artık “organ” (beyin) odaklı olmaktan çıkıp, tümörün “moleküler parmak izi”ne odaklanmaktadır. Modern bir tedavi planı, hastanın benzersiz tümör biyolojisine göre uyarlanmış eski ve yeni yöntemlerin son derece kişiselleştirilmiş bir birleşimi olmalıdır.
Hedefe Yönelik Tedaviler: Tümör hücrelerindeki spesifik moleküler değişiklikleri hedef alan ilaçlar (örneğin, belirli tümörler için BRAF/MEK inhibitörleri).
İmmünoterapi: Vücudun kendi bağışıklık sistemini tümörle savaşmak için serbest bırakır. CAR T-hücre tedavisini ve terapötik aşılar örnek olarak verilebilir.
Onkolitik Viroterapi: Kanser hücrelerini seçici olarak enfekte etmek ve öldürmek için genetiği değiştirilmiş virüslerin kullanılması.
Tümör Tedavi Alanları (TTFields): Kanser hücre bölünmesini bozmak için kafa derisine düşük yoğunluklu elektrik alanları ileten giyilebilir bir cihaz. Standart tedaviye eklendiğinde glioblastomda sağkalımı iyileştirdiğini gösteren yayınlar mevcuttur.
İleri İlaç Dağıtımı: İlaçların beyine ulaşmasının önündeki en büyük engel Kan-beyin bariyerini aşmak büyük bir zorluktur. Nanoteknoloji tabanlı ilaç dağıtımı ve bariyeri geçici olarak açmak için odaklanmış ultrason gibi yeni teknolojiler araştırılmaktadır.
Beyin Tümörleri Hakkında Sık Sorulan Sorular (FAQ)
REFERANSLAR
- Ostrom, Quinn T et al. “CBTRUS Statistical Report: Primary Brain and Other Central Nervous System Tumors Diagnosed in the United States in 2013-2017.” Neuro-oncology vol. 22,12 Suppl 2 (2020): iv1-iv96.
- Tunckale, T., Caliskan, T., Potoglu, Bilgehan, Engin, T., Guzel, S., Celikkol, A., Yilmaz, A., & Oznur, M. (2023). Investigation of serum E-Cadherin, VEGF121, Survivin, Tenascin C and Tetraspanin 8 levels in patients with glioblastoma. Bratislavske lekarske listy, 124(4), 304–308. https://doi.org/10.4149/BLL_2023_046
- Louis, David N et al. “The 2021 WHO Classification of Tumors of the Central Nervous System: a summary.” Neuro-oncology vol. 23,8 (2021): 1231-1251.
- Kanchan R. Pagar, Mukta R. Mahale. A Review on Brain Tumour, Etiology and Treatment. Asian Journal of Pharmaceutical Research. 2023; 13(1):51-4.
- Schaff, Lauren R, and Ingo K Mellinghoff. “Glioblastoma and Other Primary Brain Malignancies in Adults: A Review.” JAMA vol. 329,7 (2023): 574-587.
- Batash, Ron et al. “Glioblastoma Multiforme, Diagnosis and Treatment; Recent Literature Review.” Current medicinal chemistry vol. 24,27 (2017): 3002-3009.
- Shah S. Novel Therapies in Glioblastoma Treatment: Review of Glioblastoma; Current Treatment Options; and Novel Oncolytic Viral Therapies. Med Sci (Basel). 2023;12(1):1. Published 2023 Dec 23.
- Cao, Junguo et al. “Epidemiology and risk stratification of low-grade gliomas in the United States, 2004-2019: A competing-risk regression model for survival analysis.” Frontiers in oncology vol. 13 1079597. 1 Mar. 2023,
- Lapointe, Sarah et al. “Primary brain tumours in adults.” Lancet (London, England) vol. 392,10145 (2018): 432-446.
- Cagney, Daniel N et al. “Incidence and prognosis of patients with brain metastases at diagnosis of systemic malignancy: a population-based study.” Neuro-oncology vol. 19,11 (2017): 1511-1521.
İçerik Son Güncellenme Tarihi:19.11.2025
