BEYİN ve SİNİR CERRAHİSİ ANSİKLOPEDİSİ
Baş ağrısı çoğumuzun hayatında en az bir kere deneyimlediği oldukça yaygın bir şikayet. Araştırmalar, baş ağrılarının çoğunun birincil olduğunu gösteriyor; yani başka bir hastalığın belirtisi değiller.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yetişkinlerin en az yarısı yılda bir kez baş ağrısı yaşıyor.
Baş ağrısı masum bir sızıdan çok daha fazlası, yaşam kalitesini düşürür, iş gücü kaybına yol açabilir. Çoğunluğu masum olsa da bir kısmı önemli bir hastalığın belirtisi olabilir.
“Geçer” diye önemsenmese de baş ağrısı, insanların hayatını etkileyen, üretkenliği azaltan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Onu anlamak bu sorunla başa çıkmanın ilk adımıdır.
Bu bölümde baş ağrısını ve nedenlerin inceliyoruz.
Yaşam, yüzümüzden yansıyan bir parıltıdır. Dertlerimiz, neşelerimiz ve gülümsememiz …
Yüz ağrıları bütün bu ifadeleri yok edip, yaşamı çekilmez hale getirebilir. Karmaşık nedenler sahip olduğundan dolayı tanısı oldukça güç tıbbi durumlardır.
Yüz ağrılarının altında yatan çokça sebep arasında başlıcaları trigeminal nevralji gibi nevraljiler, atipik yüz ağrısı ve diş ağrıları yer alır.
Bu bölümde nöroşirürjikal yüz ağrılarını inceliyoruz.
Gün boyu omuzlarımızın üzerindeki yük, ve bu yükü taşırken kullanma kılavuzuna uygun davranmayan bizler, boyun ağrısını hayatımızda önemli bir yere konumlandırıyoruz.Boyun, başımızı taşıyan, inanılmaz derecede hareketli ve karmaşık bir yapıdır. Yedi adet omur kemiği, aralarındaki diskler, kaslar, bağlar ve sinirlerden oluşan oldukça kompleks bir yapıdır.
Araştırmalar, yetişkin popülasyonun yaklaşık üçte ikisi (%66) yaşamlarının bir döneminde boyun ağrısı deneyimlediğini belirtmektedir.
Mekanik nedenler, duruş bozukluğu, uyku pozisyonunun ideal olmaması, çalışma sırasında oturuş pozisyonumuzdaki yanlışlar, yaşlanmaya bağlı dejenerasyon, travma gibi sebepler boyun ağrısında önemli bir yer tutar.
Bu bölümde boyun ağrılarını inceliyoruz.
Hayatın koşuşturmacası içinde bazen aniden, bazen de yavaş yavaş ortaya çıkan bir ağrı… Eğilirken, doğrulurken ya da sadece otururken bile varlığını hissettiren sırt ve bel ağrısı. Vücudumuzun ana direği omurgamız, adeta bir mühendislik harikası. Ancak bu karmaşık yapı, gereken özen gösterilmediğinde dayanılmaz ağrıların kaynağı olabilir.
Araştırmalar neredeyse her beş kişiden dördünün yaşamının bir döneminde bel ağrısı yaşadığını göstermektedir. Engelliliğin ve iş gücü kaybının en önemli nedenleri arasındadır.
Sırt ve bel ağrısının altında yatan karmaşık mekanizmaları anlamak, önleyici stratejiler geliştirmek, bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımları sunmak, bu “sessiz salgının” bireyler ve toplum üzerindeki yükünü hafifletmek için hayati önem taşımaktadır.
Bu bölümde sırt ve bel ağrılarını derinlemesine inceliyoruz.
Dokunduğumuzu hissetmemizi, parmaklarımızı ustaca hareket ettirmemizi, sıcakla soğuğu ayırt etmemizi sağlayan o görünmez ağ. Periferik sinir sistemi … Burada bir arıza meydana geldiğinde, ellerimizde, ayaklarımızda rahatsız edici uyuşma hissi, uykudan uyandıran ağrı, donma yanma gibi şikayetler meydana gelir. Zamanla sinir basısına bağlı elimizden bir bardağı düşürdüğümüzü farkedebiliriz. İşte bu durumu, vücudumuzun iletişim ağı olan periferik sinirlerimizde bir parazit, bir engel olarak düşünebiliriz.
Genel popülasyonda nöropatik ağrı prevalansının %7 ila %10 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu bölümde Periferik Sinir Sistemi kaynaklı ağrıları inceliyoruz.
Vücudumuzun kontrol merkezi, düşüncelerimizin, duygularımızın ve hareketlerimizin orkestra şefi… Beynimiz ve omuriliğimiz, her türlü duyusal bilginin işlendiği, kararların alındığı ve vücudumuza komutların gönderildiği hayati bir ağdır. Peki ya bu merkezin kendisinde bir sorun ortaya çıkarsa, bu karmaşık iletişim ağı kendi içinde bir “gürültü” üretmeye başlarsa?
İşte o zaman, kökeni doğrudan beyin ve omurilikte olan, çoğu zaman diğer ağrı türlerinden farklı ve yönetilmesi zorlayıcı santral nöropatik ağrı ile karşı karşıya kalırız. Nedenleri arasında felç, multipl skleroz (MS), omurilik ve beyin yaralanmaları gibi sebepler mevcuttur.
Bu bölümde santral sinir sistemi kaynaklı ağrıları inceleyeceğiz.
Kanserle mücadele, hastalarımız için oldukça zorlu bir yolculuktur. Bu yolda kişiler hem hastalığın kendisiyle hem de onun yıpratıcı tedavileriyle başa çıkmaya çalışırken, bazen görünmez bir düşman daha belirir: kanser ilişkili nöropatik ağrı. Bu ağrı adeta sinirlerin kendi içinde çıkan bir yangın gibi ızdırap verici bir durum olabilir. Bu ağrılar kemoterapi, radyoterapiye bağlı oluşabileceği gibi doğrudan tümör ile ilişkili ağrılar da olabilir.Kanserle mücadelede, sadece tümörü değil, tümörün ve hatta tedavilerin yol açtığı tüm sorunları hedef almak gerekir. Kanser ilişkili nöropatik ağrının erken tanınması, doğru değerlendirilmesi ve multidisipliner bir yaklaşımla etkin bir şekilde yönetilmesi, bu zorlu yolculukta hastaların yaşam kalitesini artırmak, tedaviye uyumlarını sağlamak ve onlara daha konforlu bir yaşam sunmak adına kritik öneme sahiptir.
Bu bölümde kanser ilişkili nöropatik ağrıları inceleliyoruz.
Hareketlerimiz, bir dizi uyumlu minik parçanın ahenk içinde aktığı bir senfoni ile oluşur. Her ne kadar günlük yaşamda değerini farketmesek bile yürümemiz, konuşmamız, bir fincan kahveyi dudaklarımıza götürmemiz… Tüm bunlar, beynimizin ve sinir sistemimizin kusursuz bir şef gibi yönettiği karmaşık hareket kalıplarıdır. Bu ahenkli akışın bozulması ile hareket bozuklukları dediğimiz, yaşam kalitesini derinden etkileyen tablolarla karşılaşırız. Bu tablolardan ikisi, distoni ve spastisite, özellikle ağrı ile olan yakın ilişkileriyle dikkat çeker.
Bu bölümde Distoni ve Spastisiteyi inceliyoruz.
Bu web sitesinde yer alan içerikler, beyin ve sinir cerrahisi alanındaki hastalıklar, bulgular ve tedavi yöntemleri hakkında genel bilgi sunmak amacıyla, toplumu aydınlatma misyonuyla hazırlanmıştır. Amacım, teknoloji çağında doğru ve anlaşılır tıbbi bilgiye ulaşmanıza yardımcı olmaktır.
Burada sunulan bilgiler, hiçbir şekilde profesyonel bir tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez ve bu web sitesinin okunması, Op. Dr. Bilgehan Potoğlu ile okuyucu arasında bir hekim-hasta ilişkisi oluşturmaz. Hekim hasta ilişkisinde hastanın kapsamlı muayenesi ve karşılıklı güvene dayalı bir bireysel tedavi süreci olmazsa olmazdır.
Unutulmamalıdır ki, her bireyin sağlık durumu, tıbbi geçmişi, genetik yapısı ve yaşam tarzı eşsizdir. Yani her birimiz eşsiz birer canlıyız. Bu nedenle, bir kişide etkili olan bir tedavi yöntemi, başka bir kişi için uygun veya etkili olmayabilir. Hastalıkların belirtileri, ilerleyişi ve tedaviye verilen yanıtlar kişiden kişiye farklılık gösterir.
Sağlığınızla ilgili herhangi bir karar vermeden veya bir tedaviye başlamadan önce mutlaka kendi doktorunuza veya alanında uzman bir sağlık profesyoneline danışmalısınız. Bu sitede okuduğunuz bir bilgi nedeniyle profesyonel tıbbi yardım almayı asla geciktirmeyin veya mevcut tıbbi tavsiyeleri göz ardı etmeyin.
Tıbbi bir acil durum yaşıyorsanız, derhal 112’yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.
Bu sayfaların, sağlığınızı anlamanız için bir rehber olması hedeflenmiştir.
Dilerim kimsenin bu bölümde adı geçen hastalıkları öğrenmeye ihtiyacı olmaz.
Sağlıklı ve ağrısız günler dilerim. Sevgilerle,
Bilgehan Potoğlu
Buradaki bilgilendirmeler için bilimsel veriler ve akademik yayınlardan yararlanılmıştır.
İçerik Son Güncellenme Tarihi:18.11.2025
